Tarih Eve Girince: Abu Bakr Shawky'nin 'The Stories' Filmi Ramallah'ta
Tarih Eve Girince: Shawky'nin 'The Stories' Filmi

Abu Bakr Shawky'nin [Ebubekir Şevki] The Stories [Hikayeler] filmini Ramallah'ta, Mahmud Derviş Müzesi'nin bahçesinde izledim. O akşam orada sadece film için değil, izleyici profilini gözlemlemek için de bulunuyordum. Yanımda, yazları memleketleriyle bağlarını koparmamak için Amerika'dan Ramallah'a gelen Filistinli gençler oturuyordu. Karşılaştığım bu küçük ayrıntı, biraz sonra izleyeceğim filmin temel meselesi için kusursuz bir girişti: İnsanların tarihle, aileyle ve memleketle kurdukları bağın karmaşıklığı.

Büyük Tarihi Bir Evin İçine Sığdırmak

Bazı filmler ülke tarihini meydanlar ve savaşlar üzerinden büyük laflarla anlatır. Shawky ise tarihi küçültüp bir evin içine, yemek masasına, aile içi tartışmalara sığdırıyor. Film bizi 1967 sonrasından Mübarek dönemine uzanan yaklaşık otuz yıllık Mısır'a götürüyor. Ancak bunu kronolojik bir tarih dersi gibi değil, büyük olayların sıradan insanların hayatında bıraktığı küçük izleri takip ederek yapıyor.

Bu açıdan The Stories, politik bir film olmasına rağmen slogan atmıyor. Siyaset dışarıda uzaktan izlenen bir şey değil; evin ekonomisini değiştiriyor, göç kararlarını belirliyor, yani tam da gündelik hayatın içine sızıyor. Merkeze aldığı piyanist Ahmed ve Avusturyalı Elizabeth'in ilişkisi de yalnızca romantik bir hikâye değil, Ahmed'in ülkesine dışarıdan bakmasını sağlayan bir pencere işlevi görüyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

İtalyan Sinemasının İzleri ve Kahire'nin Ağırlığı

Filmi izlerken Ettore Scola ve Dino Risi gibi İtalyan sinemacıları düşündüm. Burada da ailenin hikayesi üzerinden bir ülkenin değişimini izliyoruz: İnsanlar aynı masada kavga ediyor, âşık oluyor, ölüyor; bu sırada rejimler değişiyor. Anlatı büyük ölçüde evin içinde geçse de dışarıdaki Kahire gürültüsüyle, radyosuyla, televizyonuyla ve ekonomik sıkıntılarıyla hep içeride. Shawky, coğrafyayı sürekli göstermeden ağırlığını hissettirmeyi başarıyor.

Zaaflar ve Küçük Hikayelerin Gücü

Elbette filmin zaafları da var. Otuz yılı iki saate sığdırmak bazı karakterlerin, özellikle Elizabeth'in ve kadınların geçmişinin derinleşememesine yol açıyor. Ancak filmin asıl meselesi kusursuz bir tarih panoraması kurmak değil, hafızanın kendisini anlatmak. Resmî tarihin karşısında, bir savaşın kronolojisinden ziyade o gün evde söylenen bir cümleyi hatırlayan yüzlerce "küçük hikâye" var.

Müzenin bahçesinde yanımda oturan gençleri düşününce, bu aidiyet duygusunun sadece Mısır'a özgü olmadığını fark ettim. Memleket dediğimiz şey yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değil; hikayelerimizi kaybetmemek için dünyanın öbür ucundan bile tekrar tekrar döndüğümüz yerdir. Çünkü tarih çoğu zaman önce gazetelerin manşetlerine değil, evimizin içine girer. Ülkeyle bağımızı koruyan da büyük siyasi anlatılar değil, kuşaktan kuşağa aktarılan o küçük hikayelerdir.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması