Orta Çağ'da yaşayan insanlar, modern diş fırçası ve diş macunundan yoksun olmalarına rağmen ağız bakımını tamamen ihmal etmiyordu. Tarihsel kaynaklar ve arkeolojik bulgular, bu dönemde insanların keten bezler, bitkisel karışımlar ve doğal malzemelerle dişlerini temizlediğini ortaya koyuyor. Üstelik bazı topluluklarda diş çürüğü, sanıldığı kadar yaygın değildi.
Keten Bez ve Bitkisel Karışımlarla Diş Temizliği
Orta Çağ'da sabah uyanıldığında dişleri temizlemek için ne diş fırçası ne de diş macunu vardı. Ancak bu, dişlerin hiç temizlenmediği anlamına gelmiyordu. Dönemin kaynaklarına göre insanlar, keten bezlerle dişlerini ovuyor ve çeşitli doğal malzemelerle ağız hijyenlerini sağlıyorlardı. Antibakteriyel özelliğiyle bilinen adaçayı ve tuz karışımı, en yaygın temizleyicilerden biriydi. Biberiye saplarından elde edilen toz kömür, dişleri parlatmak için kullanılıyordu. Biber, nane ve kaya tuzu ezilerek macun benzeri bir kıvam elde ediliyordu. Tarçın, muskat ve karanfil gibi değerli baharatlar da çeşitli tariflerde yer alıyordu.
Ağız Kokusu ve Ferahlık İçin Gargaralar
Orta Çağ insanlarının tek derdi dişlerin temiz görünmesi değildi; güzel kokan bir nefes de önemseniyordu. Dönemin tariflerinde şarap veya sirke bazlı, çeşitli ot ve baharatlarla hazırlanan ağız çalkalama karışımları bulunuyordu. Nane, kekik ve tarçın bu gargaralarda sıkça kullanılan malzemeler arasındaydı. Kötü nefes için çözüm bazen çok daha basitti: Rezene tohumu, maydanoz veya karanfil çiğnemek. Bugün cebimizden çıkardığımız naneli sakızın görevini, yüzlerce yıl önce bir avuç aromatik bitki üstleniyordu.
Şekerin Azlığı Çürükleri Önlemiş Olabilir
Orta Çağ insanlarının modern insana kıyasla önemli bir avantajı vardı: Şeker, Avrupa'da uzun süre pahalı ve sınırlı erişilebilen bir üründü. Özellikle geniş halk kesimlerinin beslenmesinde bugünkü kadar büyük bir yer tutmuyordu. Günümüzde ise serbest şeker tüketimi, diş çürüğünün en önemli risk faktörlerinden biri olarak kabul ediliyor. Arkeolojik araştırmalar da "Orta Çağ'da herkesin dişleri çürüktü" düşüncesini desteklemiyor. Örneğin, 12-14. yüzyıllara tarihlenen Fransa'daki bir topluluk üzerinde yapılan araştırmada incelenen 1.395 dişin yüzde 17,5'inde çürük tespit edildi. Daha geniş araştırmalar ise Orta Çağ'ın sonuna kadar Britanya'da incelenen dişlerin ortalama yüzde 20'sinden azında çürük görüldüğünü ortaya koyuyor.
Çürükten Daha Büyük Sorun: Diş Aşınması
Orta Çağ insanlarının dişleri çürükten kurtulsa bile başka bir düşmanla karşı karşıyaydı: aşınma. Dönemin beslenme koşulları dişlerin zaman içinde ciddi ölçüde yıpranmasına yol açabiliyordu. Özellikle tahılların taş değirmenlerde öğütülmesi sırasında yiyeceklere karışabilen sert parçacıkların bu aşınmaya katkıda bulunduğu düşünülüyor. Fransa'daki aynı araştırmada incelenen 58 yetişkinin tamamında diş aşınması tespit edilmişti ve dişlerin yüzde 90'ından fazlası farklı derecelerde aşınmadan etkilenmişti. Yani daha az çürük, daha sağlıklı dişler anlamına gelmiyordu.
Diş Ağrısı ve Çekim Yöntemleri
Diş temizlemek bir şekilde mümkündü; asıl sorun, diş kurtarılamayacak kadar ağrımaya başladığında ortaya çıkıyordu. Modern anestezi yoktu, kanal tedavisi yoktu ve bugünkü anlamıyla bir diş kliniğine gitmek mümkün değildi. Dönemin tıp kaynaklarında diş ağrısı için çeşitli bitkisel reçeteler bulunuyordu. Ancak bunların yeterli olmadığı durumlarda diş çekimine başvurulabiliyordu. Diş çekimi, ilerleyen Orta Çağ'da berber-cerrahların yaptığı işler arasındaydı. Bu kişiler yalnızca saç ve sakalla ilgilenmiyor; kan alma, yara bakımı ve çeşitli küçük cerrahi işlemler de gerçekleştirebiliyordu. Diş çekmek için penseyi andıran aletler kullanılıyordu. Modern anestezinin bulunmadığı düşünüldüğünde, bu deneyimin pek de keyifli olmadığını tahmin etmek zor değil.
Erken Protezler ve Dolgu Girişimleri
Dişini kaybeden herkes aynı imkanlara sahip değildi. Tarihsel kaynaklar, varlıklı kişilerin kayıp dişlerin yerine farklı malzemelerden hazırlanan erken protezlerden yararlanabildiğini gösteriyor. İnsan ve hayvan dişleri ile kemik gibi malzemelerin protez yapımında kullanıldığı örnekler bulunuyor. Dönemin tıp metinlerinde çürük boşluklarını doldurmaya yönelik çeşitli girişimlerden de söz ediliyor. Elbette bunlar modern dolgular veya protezlerle karşılaştırılabilecek yöntemler değildi; ancak insanların yalnızca ağrıyan dişi çekip hayatlarına devam etmediğini göstermesi açısından dikkat çekici.
Şeker Yaygınlaştıkça Tablo Değişti
Avrupa'da şeker tüketiminin özellikle varlıklı kesimler arasında artması, diş sağlığındaki değişimin önemli parçalarından biri oldu. Tudor döneminde şeker zengin sofralarında daha görünür hale gelirken, İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth'in kararmış dişleri ve şiddetli diş ağrıları tarihsel anlatılara konu oldu. Dolayısıyla Orta Çağ insanlarının dişlerini hiç temizlemediği ve herkesin çürük dişlerle dolaştığı fikri gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Diş fırçaları ve modern macunları yoktu ama ellerindeki malzemelerle dişlerini temizlemeye ve nefeslerini ferahlatmaya çalışıyorlardı.



