Besin Alerjisi Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Özçeker, besin alerjisinin özellikle çocukluk çağında giderek daha sık karşılaşılan bir sağlık sorunu haline geldiğini belirtti. Günümüzde hem klinik hem de toplumsal açıdan büyük bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilen besin alerjisi, son 20 yılda çok ciddi bir artış gösterdi. Özçeker, "Neredeyse 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türünü görüyoruz" dedi.
Artışın nedeni epigenetik değişiklikler
Prof. Dr. Özçeker, besin alerjisindeki artışın tek bir nedene bağlanamayacağını, çok faktörlü bir süreç olduğunu ancak en önemli faktörün epigenetik değişiklikler olduğunu ifade etti. Genetik yapının kısa sürede değişmediğini ancak çevresel faktörlerin genlerin çalışma biçimini etkilediğini aktaran Özçeker, "DNA dizimizi bir piyanonun tuşlarına benzetirsek, tuşlara basan güç değiştikçe farklı ses çıkar. Çevresel faktörler değiştikçe bazı genler suskun, bazı genler daha fazla tepki vermeye başladı. Besin alerjisi, diğer alerjik hastalıklar ve otoimmün hastalıklar bu epigenetik değişikliklerin etkisiyle arttı" şeklinde konuştu.
Hava kirliliği ve işlenmiş gıdalar etkili
Epigenetik değişikliklerde hava kirliliği, şehirleşme ve yaşam tarzındaki değişimlerin önemli rol oynadığını belirten Özçeker, sürecin anne karnından itibaren başladığını söyledi. İşlenmiş gıdalar ve katkı maddelerinin bağırsak mikrobiyotası üzerinde etkili olduğuna dikkat çeken Özçeker, "Koruyucu maddeler, ürünlerin raf ömrünü uzatıyor. Bu maddeler sadece üründeki bakteri üremesini değil, bağırsağımızdaki faydalı bakterilerin üremesini de engelliyor" dedi. Mikrobiyota dengesinin bozulmasının 'disbiyoz' olarak adlandırıldığını ve bunun besin alerjisini tetikleyen önemli faktörlerden biri olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını ifade etti.
Besin alerjisi pandemisi
Besin alerjisindeki artışın 'pandemi' olarak tanımlanabileceğini dile getiren Özçeker, "20 yıl önce 'astım pandemisi' diyorduk, artık 'besin alerjisi pandemisi' diyebiliriz. Çünkü artış çok ciddi boyutlarda" diye konuştu.
En sık inek sütü ve yumurta alerjisi
Bebeklik döneminin bağışıklık sistemi açısından kritik olduğunu vurgulayan Özçeker, bu dönemde vücudun yeni gıdalarla tanıştığını ve bağışıklık sisteminin henüz tam olgunlaşmadığını, bu nedenle bazı bebeklerde besinlerin tehdit olarak algılanabildiğini belirtti. Türkiye'de en sık görülen besin alerjilerinin ilk 3 yaşta inek sütü ve yumurta alerjileri olduğunu kaydeden Özçeker, "Bu iki proteine karşı alerjileri sık görüyoruz. Ancak bunlar 5 yaşına kadar büyük oranda düzeliyor" dedi. Daha ileri yaşlarda ise kuruyemişler, deniz ürünleri ve buğday alerjilerinin öne çıktığını, besin alerjilerinin coğrafi farklılıklar gösterdiğini sözlerine ekledi.
Anafilaksi hayati risk taşıyor
Prof. Dr. Özçeker, anafilaksi gibi ağır alerjik reaksiyonların hayati risk taşıdığına ve çok hızlı gelişebildiğine dikkati çekerek, "Anafilaksi, ani ve şiddetli vücut tepkisidir. Kaşıntı, döküntü, şişme gibi cilt bulgularına nefes darlığı, öksürük, inatçı kusmalar ve tansiyon düşüklüğü eşlik edebilir. Anafilaksinin tek ve en etkili tedavisi adrenalindir" ifadelerini kullandı.
Yeni tanı ve tedavi yöntemleri
Besin alerjisi tanı ve tedavi süreçlerinde yeni gelişen yöntemlerin bulunduğunu belirten Özçeker, moleküler alerji testlerinin daha ayrıntılı risk değerlendirmesi yapılmasına imkan tanıdığını, oral immünoterapi ve biyolojik ilaçların da tedavi seçenekleri arasında yer almaya başladığını sözlerine ekledi.



