Diyabet Göz Sağlığını Tehdit Ediyor: Erken Tanı Hayat Kurtarıyor
Modern yaşamın beraberinde getirdiği düzensiz beslenme alışkanlıkları ve giderek azalan fiziksel aktivite, diyabeti küresel bir toplumsal sağlık sorunu haline getirmiş durumda. Sinsice ilerleyen bu kronik hastalık, çoğu zaman fark edilmeden vücutta geri dönüşü zor kalıcı hasarlara yol açıyor. Özellikle kan şekeri yeterince kontrol altına alınmadığında, kalp ve böbrekler gibi hayati organların yanı sıra göz sağlığı da ciddi risk altına giriyor. Günümüzde diyabet, önlenebilir körlük nedenleri arasında giderek daha üst sıralara tırmanırken, erken tanı ve düzenli takip her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor.
Başlangıçta Belirti Vermiyor: Sinsi Tehlike
Dünyagöz Hastaneler Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Numan Alp, diyabetin göz sağlığını doğrudan ve olumsuz etkilediğini belirterek, vatandaşlara erken teşhis ve düzenli takip uyarısında bulundu. Prof. Dr. Alp, diyabetin gözün arka kısmındaki sinir tabakası olan retinadaki kılcal damarlara hasar vermesi sonucu diyabetik retinopati adlı bir hastalığın ortaya çıktığını açıkladı. Hastalığın en korkutucu yönünün, başlangıç evrelerinde hiçbir belirti vermemesi olduğunu vurgulayan Alp, diyabet süresi uzadıkça riskin de arttığını ifade etti.
"Hastalık ilerledikçe bulanık görme, uçuşan siyah noktalar, görme alanında karanlık bölgeler veya renklerin soluklaşması gibi şikayetler ortaya çıkıyor. Çoğu kez bu belirtiler hissedildiğinde, hastalık maalesef ileri bir evreye ulaşmış oluyor. Bu nedenle rutin göz muayenelerinin kritik bir önem taşıdığını unutmamak gerekiyor" diye konuştu.
Adım Adım Teşhis: Modern Teknoloji Devrede
Hastalığın teşhisinde modern tıbbın sunduğu ileri teknolojik imkanların etkin bir şekilde kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Alp, teşhis sürecini şu şekilde anlattı:
"Teşhis süreci, hastanın göz bebeğinin özel damlalarla büyütülerek yapıldığı detaylı bir göz dibi muayenesiyle başlıyor. Bu muayene, retinanın genel durumunu gözlemlemek için atılan ilk ve en kritik adım. Eğer bu aşamada damar yapılarında bir bozulma veya sızıntı şüphesi oluşursa, göz anjiyosu olarak bilinen Fundus Floresan Anjiyografi (FFA) yöntemine başvuruyoruz. Süreç, retina tabakalarının mikron düzeyinde kesitlerinin alındığı Göz Tomografisi (OCT) ile tamamlanıyor. Bu sayede görme merkezindeki sıvı birikmesi ve doku hasarları derinlemesine incelenerek, hastaya en uygun tedavi planını kesinleştiriyoruz."
3 Kritik Yöntemle Görme Korunuyor
Diyabetik retinopati sonucu ortaya çıkan görme kayıpları, günümüzde modern tıbbın sunduğu farklı tedavi yöntemleriyle büyük oranda engellenebiliyor. Hastalığın evresine ve hastanın durumuna göre belirlenen bu süreçte 3 temel yöntem öne çıkıyor:
- Lazer Tedavisi: Retinada oluşan ancak sağlıklı olmayan yeni damarlar hedef alınıyor. Bu yöntemle damarların sızdırması ve kanaması engellenerek hastalığın ilerlemesi durduruluyor.
- Göz İçi Enjeksiyonlar: Özellikle görme merkezinde sıvı birikmesi sonucu oluşan ödem durumunda devreye giriyor. Belirli periyotlarla uygulanan bu mikro iğne tedavileri, ödemi kurutarak hastanın görme keskinliğini yeniden artırmada kritik bir rol üstleniyor.
- Vitrektomi Ameliyatı: Göz içindeki kanamaların lazer veya iğne ile temizlenemeyecek boyuta ulaştığı ya da retinada ayrılmaların başladığı ileri vakalarda uygulanıyor. Cerrahi müdahale ile göz içindeki kanlı sıvı temizlenerek retinanın tekrar sağlıklı yapısına kavuşması hedefleniyor.
Görme Kayıpları Yüksek Oranla Önlenebilir
Diyabet hastalarının göz kontrollerini asla ihmal etmemesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Alp, şu çarpıcı bilgiyi paylaştı: "Diyabet tanısı almış hastaların yalnızca üçte biri göz doktoruna kontrole gidiyor. Diyabet sebebiyle meydana gelen görme kayıpları, eğer erken tanı ve uygun tedavi yapılırsa yüzde 95 gibi yüksek bir oranla önlenebiliyor."
Özellikle Tip-1 ve Tip-2 diyabet tanısı almış kişilerin yakından izlenmesi gerektiğini belirten Alp, "Bu kişiler görmeyle ilgili hiçbir sorun yaşanmasa dahi yılda en az bir kez detaylı göz dibi muayenesi yaptırmalı. Düzenli takip disiplini, sinsi ilerleyen hasarları henüz başlangıç aşamasındayken yakalayarak kalıcı görme kayıplarının önüne geçmenin tek yoludur" değerlendirmesini yaptı.
Mücadele Sadece Hastanede Bitmiyor
Diyabetik retinopati ile mücadelenin sadece hastane ortamında bitmediğini hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Numan Alp, en temel tedavinin hastanın kendi yaşam tarzında saklı olduğunu vurguladı. Hastanede yapılan tıbbi müdahalelerin mutlaka yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmesi gerektiğini ifade eden Alp, kan şekeri, tansiyon ve kolesterol değerlerinin ideal seviyelerde tutulmasının, görme kaybına giden yolu durdurabilecek etkili bir bariyer olduğuna dikkat çekti. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve ilaç tedavisine uyum, diyabetin göz üzerindeki yıkıcı etkilerini minimize etmede kilit rol oynuyor.