D. Mehmet Doğan'ı Anarken: Kelime Seçimi 'Aynen' Kimliktir
D. Mehmet Doğan'ı Anarken: Kelime Seçimi Kimliktir

Bugün 11 Ağustos 2026, ömrünü lügat, dil ve kültür mücadelesine vakfetmiş bir yazar, “Doğan Büyük Türkçe Sözlük”ün (ilk baskısı 1981) hazırlayıcısı ve Türkiye Yazarlar Birliği’nin (TYB) kurucusu olan Doğan’ın ikinci vefat yıl dönümü. Hakkında yazılanlar TYB’nin 40. yıl anısına 2018’de neşredilen “D. Mehmet Doğan’a Armağan” kitabından okunabilir. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.

Doç. Dr. Hüseyin Onur Ercan'ın Kaleminden

Türkiye’de konuşulan –ister sokakta, mektepte, ister çarşıda, isterse evde olsun– gündelik dil, bazılarımızı rahatsız ediyor, bazılarımızı etmiyor, bazılarımız içinse kaygılanacak mesele bile değil. Oranları net biçimde belirlemek güç. Şurası su götürmez ki, çocuklar, buluğ çağına kadar, ana dillerini ekseriyetle “şahit oldukları” kadarıyla öğrenir ve pekiştirir. Kullanımdaki dil konusu, ciddi ve her zaman olduğu gibi şimdi de nesillerin düşünce dünyaları ile kimliklerini belirleyen mühim konumu itibarıyla, üzerinde belli aralıklarla durmayı hak eden büyük meselelerimizden biri olarak karşımızda durmaktadır.

Burada, okyanus mesabesindeki bu konuya ancak bir kepçe daldırabiliriz. Bu ufak yazı, bilhassa, kelime seçebilecek kemâle erişmemiş, seçimleriyle değil çevrelerinden duyduklarını taklitle büyüyen çocuklarımızın vaziyetini tekrar düşünmeye sevk etmek ve onlara karşı sorumluluğumuzu hatırlamak amacını taşımaktadır.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

EN ÖNEMLİ VARLIĞIMIZ

Yıllardır kanayan yaramıza dair kaygı uyandırıcı, mesela “300 kelimelik Türkçe”, “Bye Bye Türkçe”, “Türkçenin fakirleşmesi”, “Plaza Türkçesi” gibi başlıklara çoğumuz aşinayız. Sadece başlıklardan hareketle, başka unsurlarla birlikte yürüyen ana akış hakkında fikir sahibi olmaktayız. Her hâlükârda Türkçemiz bakımından işler iyi gitmiyor; ciddi bir dil erozyonuna maruzuz. Onunla birlikte edep, değerler, kültür, fikrî ve hissî seviye, farkındalık, vakar, ahlâk… liste uzun. Çünkü dil, bir medeniyetin başlıca taşıyıcı unsurlarındandır.

Ayrıca birikim, tecrübe, aidiyet, kimlik ile bağ kurmaya yarayan vazgeçilmez köprüdür (burada kasten “geçmiş veya mazi” kelimesi kullanılmamıştır). Dilin üstünkörü ve bilinçsiz kullanımının derin tahribata yol açacağını söyleyen dil bilimciler, dili, her milletin “millî namusu” olarak tanımlarlar. Merhum felsefecimiz Teoman Duralı, dilin milletler için önemini her fırsatta dile getirmiş, onu “en önemli varlığımız” olarak ifade etmişti. 1948 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî davetlisi olarak Türkiye’ye gelen İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’nin, Latin harflerinin kabulünün Türkiye’nin İslâm kültürüyle geçmişten gelen bütün bağlarını kopardığını ve ülkeyi geri dönülmez biçimde Batı kültürüne bağladığını söylemişti. Gerçekten de, kutsallık dışı dünyasını yaşayan Batı’ya ne kadar bağlandığımız ortada: çünkü şimdilerde “yaratan yaratana”.

SIĞ BİR LİSAN İLE NE FİKİR MÜMKÜN NE EĞİTİM

Kelimeler, fikri ve hisleri tahrik eder. Çocuklar farkında olmadan dil zemini üzerine fikir ve his, yani kimlik inşa ederler. Çünkü kabul göreni seçmek, çocuğun en temel eğilimlerindendir. Hiçbir çocuk dışlanmak, azarlanmak istemez; havayı koklar, geçer akçeyi fark edip ona göre biçim alır. Bu bakımdan yetişkinlerin çocuklarla nasıl konuştukları, sevinçlerini-öfkelerini, görüşlerini-karşı görüşlerini nasıl açığa çıkardıkları hayati bir seçim ve meseledir.

Öte yandan bir çocuğa kendisine “günaydın” demek ile “hayırlı sabahlar” demek arasındaki farkı sorsak belki cevaplayamasa da, çocuktaki tesiri aynı olmaz. Çünkü büsbütün başka çağrışımlar uyandırır. Diğer yandan onu “bay bay” veya “Allah’a ısmarladık” diyerek uğurlamak arasındaki fark, herhalde izaha muhtaç olmayan bir örnektir. Ha “aynen”, ha “evet haklısınız, katılıyorum”; ha “tatil”, ha “seyahat”; ha “teşekkürler”, ha “teşekkür ederim”; ha “görüşürüz”, ha “Allah’a emanet”; ha “kusura bakma”, ha “özür dilerim”; ha “adi”, ha “köftehor” vb. denilebilir mi? Bunlar eş anlamlı mıdır?

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Eş anlamlı olmadıklarını fark etmemiz, çevremize her gün gösterdiğimiz kimlik kartımızda ne yazacağına karar vermek, binaenaleyh çocukların da kimliklerini ona göre oluşturduğuna müdrik olmak demektir.

DÜDÜK TÜRKÇE VE GELECEK

Kanaat-i âcizâneme göre şimdiki “düdük” Türkçe, ülkemizin geleceğini inşa etme yükünü sırtlama kapasitesini haiz değildir. Bu seviyeye, hafif olmayan ve hem coğrafî hem de tarihî konumumuzun önümüze çıkardığı çok sayıda mesele ağır gelir, geliyor da. Yüzyıllar içinde aynı potada erittiğimiz köklü üç dilin muhteşem ve zengin sentezini bırakıp bu kadar sığ, yontulmamış, inceliksiz ve düz bir lisan ile ne ilim, ne irfan, ne fikir, ne kültür, ne siyaset, ne eğitim, ne mimari ne de sanat mümkün.

Zaten bunun sonuçlarını el’an her zeminde yaşıyoruz. Elbette yazı dili ile sözlü dil seviyesi farklı olacaktır; her dilde böyledir. Ama makasın bu kadar açılması da gerekmez. Bu noktada kısa fakat önemli bir parantez, eski tabirle bir istitrat açalım: konuştuğumuz dilin seviyesizliği, yazı dilinden yeterince beslenmememizle, bir diğer ifadeyle, “okumamızla” doğrudan alâkalı görünüyor. Konuşulan dile göre üst seviyedeki yazı dili bizi zorluyor; lügatlere başvurmaya üşendiğimiz, tembellik ettiğimiz, kendi kendimizi öğrenmeye mezun ettiğimiz ve zaten dil seviyemizi “iş yapmaya” yeterli gördüğümüz için okumuyor, nihayet okumayı gerekli görmüyoruz.

NE YAMAN ÇELİŞKİ

İş, meftunu olduğumuz bir yabancı dile gelince değişiyor; “Git evladım o dilin konuşulduğu ülkeye, iyice öğren gel” demekten kaçınmıyor, öncesinde en pahalı okullara, iddialı kurslara servetler ödüyoruz. Ne yaman çelişki! Hâlbuki ana diline hâkim olmayanın, yabancı dile de hâkim olamayacağı iyi bilinmektedir. Onu da hâlihazırda müşahede ediyoruz. Ortada ne esaslı bir ana, ne de yabancı dil var. Oysa zıddı pekâlâ mümkün.

Tabiri caizse dilde çift kanatlı, yani üst seviye ana ve yabancı dile sahip dil mahirlerimizden birkaçına bakalım: Yahya Kemal, Halide Edib, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Peyami Safa, Sâmiha Ayverdi vd., bu bahiste de liste uzundur.

ÇÖZÜM ÖNERİSİ

Çözüm teklifi kabilinden, farkındalığımızı arttırmak için “dil kullanma” biçimimizi gözden geçirirsek ve hedefimiz, kullandığımız anadilimizi geliştirmek ve zenginleştirmek olursa yalnızca dil seviyemiz yükselmez; yukarıda zikredilenlerden mâadâ kelimeleri daha yerli yerinde kullanmaya, daha çok düşünmeye, muhatabımızı daha çok düşündürmeye, yorumlarımızda derinliği ve tespitlerimizde isabet oranını arttırmaya, kendimizi daha iyi anlatmaya, hatta tanımaya başlarız. Belki de en önemlisi, bizi “ne olursa olsun dinlemeye” hazır bir kitle olan çocuklarımıza daha münbit, nitelikli ve zengin bir entelektüel zemin sunmuş oluruz. Biz bu ikramı selef nesilden aldık; peki, halef nesle aktarmamaya ne hakkımız var?