Ramazan: İçimizdeki Doktorun Nöbet Zamanı
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, Ramazan ayını benzersiz bir iyileşme fırsatı olarak tanımlıyor. Müftüoğlu'na göre, bu kutsal ay sadece bir oruç dönemi değil, aynı zamanda güçlü bir metabolik reset ve derin bir ruhsal arınma laboratuvarıdır. Modern dünyanın 'longevity' ve 'aralıklı oruç' gibi kavramları aslında yüzyıllardır Ramazan'da uygulanan kadim bir disiplinde mevcuttur.
Biyokimyadan Öte: Ruhun Şifası
Orucun doğru uygulandığında insülin direncini azaltabileceğini, yağ yakımını artırabileceğini ve hücresel temizlik mekanizmalarını tetikleyebileceğini belirten Müftüoğlu, asıl mucizenin biyokimyasal süreçlerin ötesinde olduğunu vurguluyor. Yavaşlamak, sakinleşmek, şükürle sofraya oturmak ve lokmayı fark ederek yemek, Ramazan'ın gerçek şifasıdır. Bu dönem, hızlı yemenin, hızlı yaşamanın ve hızlı tüketmenin bedelini ödediğimiz modern çağa bir panzehir sunar.
Orucun sadece mideyi değil, dili de tutmayı öğrettiğini, kalbi yumuşattığını ve empatiyi güçlendirdiğini ifade eden Müftüoğlu, açlık hissinin başkasının açlığını anlamayı kolaylaştırdığını söylüyor. Minnettarlık duygusunun kortizolü düşürdüğünü ve bağışıklığı güçlendirdiğini ekliyor. Uzun ve sağlıklı yaşamın sadece kalori hesabı veya takviyelerle değil, kalbin genişliği, zihnin sakinliği ve ruhun dengesiyle mümkün olduğunu belirtiyor.
D Vitamini Anayasası: Doğru Kullanımın Altın Kuralları
Osman Müftüoğlu, son yılların en popüler sağlıklı yaşam moleküllerinden biri olan D vitamini için bir 'anayasa' öneriyor. İdeal kan seviyesinin 50–100 ng/mL bandında olduğunu, ancak kendi favori değerinin 70 civarı olduğunu açıklıyor. 50'nin altının zayıf, 100'ün üzerinin ise gereksiz risk oluşturabileceğini belirtiyor.
Pratik Öneriler ve Uyarılar
- Günlük Doz: Sağlıklı yetişkinler için 1000–2000 IU yeterlidir. Depolar boşsa bu rakam 3000–4000'e çıkabilir, ancak 4000 ünitenin üzeri hekim onayı olmadan risklidir.
- K2 Vitamini: Zorunlu değil ama akılcı bir ortaklıktır. Özellikle yüksek doz D vitamini alanlar için K2 (MK-7 formu) eklemek, damar kireçlenmesine karşı mantıklıdır.
- Zamanlama: Beden istikrar sever. Haftalık veya aylık 'bomba dozlar' yerine günlük düzenli alım tercih edilmelidir. Akşam alımı uykuyu kaçırabileceğinden, sabah veya öğle saatleri daha garantilidir.
- Alım Şekli: D vitamini yağda çözündüğü için mutlaka yağlı bir öğünle (zeytinyağlı salata, yoğurt, yumurta) alınmalıdır. Aç karnına suyla yutmak emilimi engeller.
Müftüoğlu, yaz aylarında da D vitamini eksikliğinin sürebileceğini, özellikle kapalı ortamlarda çalışan, sürekli güneş kremi kullanan veya koyu tenli bireylerin takviyeye devam etmesi gerektiğini vurguluyor. En doğal kaynağın güneş olduğunu, ancak dozunu ayarlamanın zor olduğunu, bu nedenle güvenli güneşlenme ve kontrollü takviyenin kombine edilmesini öneriyor.
Ozempic: Yeni Bir Zihniyet Devrimi Mi?
Osman Müftüoğlu, Ozempic ve benzeri GLP-1 agonistlerini, tıpkı 1990'larda Prozac'ın yaptığı gibi bir zihniyet devrimi olarak değerlendiriyor. Bu ilaçların, obeziteyi 'irade zayıflığı' olmaktan çıkarıp 'biyolojik bir sorun' başlığına taşıdığını belirtiyor. Araştırmaların, bu ilaçların sadece midenin iştahını kesmekle kalmayıp, beynin 'aşerme döngüsünü' de yönetebildiğini gösterdiğini aktarıyor.
Kritik Uyarılar ve Öneriler
Müftüoğlu, Ozempic'in doğru kişide ve hekim kontrolünde çok değerli olduğunu, ancak 'herkese, her isteyene' yaklaşımının bilim değil pazarlama olduğunu vurguluyor. En önemli riskin, iştah azalırken yaşamdan alınan tatın da azalabilmesi ve bazı kullanıcılarda görülen 'isteksizlik' hali olduğunu belirtiyor. Ayrıca, bu süreçte proteini artırmamanın ve direnç egzersizi yapmamanın, yağla birlikte kas erimesine yol açabileceği konusunda uyarıyor.
"Ozempic belki 'yeni Prozac'tır çünkü sorunu anlama biçimimizi değiştiriyor. Ama tek başına bir çağın bütün yükünü çözecek mucize değildir." diyen Müftüoğlu, bu ilaçların yaşam tarzının yerine geçemeyeceğini, sadece sağlıklı alışkanlıkları uygulamayı kolaylaştıran bir köprü olduğunu ifade ediyor.
Kilo Yönetiminde Patron Kim: Kalori Mi, İnsülin Mi?
Osman Müftüoğlu, kilo yönetimindeki kalori-insülin tartışmasına net bir çerçeve çiziyor. Kilo artışı için enerji fazlasının şart olduğunu, bunun değişmez bir biyolojik gerçek olduğunu kabul ediyor. Ancak, insülinin basit bir taşıyıcı değil, net bir 'depolama hormonu' olduğunu vurguluyor.
Denge Formülü
"Kalori kapıyı çalar, insülin içeri alır." diyen Müftüoğlu, kalori miktarının kapıdan giren yakıt, insülinin ise bu yakıtın nereye gideceğini belirleyen trafik polisi olduğunu açıklıyor. Kalori olmadan kilo alınamayacağı doğru olsa da, insülin yüksekse kalorinin çok daha kolay ve hızlı yağa dönüşeceğini belirtiyor.
Aynı kalorinin herkeste aynı etkiyi yapmamasının nedenlerini şöyle sıralıyor:
- İnsülin hassasiyeti farklılıkları
- Kas kütlesi farklılıkları
- Uyku kalitesi farklılıkları
- Stres düzeyi farklılıkları
- Bağırsak mikrobiyotası farklılıkları
Metabolizmanın basit bir hesap makinesi değil, karmaşık bir hormon orkestrası olduğunu vurgulayan Müftüoğlu, en doğru yaklaşımın kaloriyi makul tutarken insülin dalgalanmalarını önlemek, kas kütlesini artırmak, uyku ve stresi düzeltmek olduğunu söylüyor. Kilo yönetiminin matematikle başlayıp hormonlarla şekillendiğini ifade ediyor.