Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'a manevi tazminat ödemesine ilişkin yaptığı hak ihlali başvurusunu reddetti. Karar, 12 Haziran 2026 tarihinde açıklandı.
Dava Süreci ve AYM Kararı
2020 yılı ve sonrasında CHP Genel Başkanı ve parti yöneticilerinin de aralarında bulunduğu bazı kişiler, dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak hakkında çeşitli açıklamalarda bulundu. Partinin sosyal medya hesaplarından da konuyla ilgili paylaşımlar yapıldı. Bunun üzerine Albayrak, bu söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, kişilik haklarına saldırı yapıldığı gerekçesiyle manevi tazminat davası açtı.
İstanbul Anadolu 29. Asliye Hukuk Mahkemesi, davayı kısmen kabul ederek CHP'nin Albayrak'a 40 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti. CHP'nin istinaf başvurusu da reddedilince, parti ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasıyla AYM'ye başvurdu.
Yüksek Mahkeme, başvuruyu değerlendirerek silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasını kabul edilemez buldu. Ayrıca Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilmediğine hükmetti.
Kararın Gerekçesi
AYM kararında, ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurulması gerektiği vurgulandı. CHP'nin, Albayrak döneminde Merkez Bankası'ndaki azalan rezervlerle doğrudan bir bağlantı kurulamadığı belirtildi. Kararda şu ifadelere yer verildi:
"Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nda belirtildiği üzere Merkez Bankasının para politikalarına ve yapılacak işlemlere bankanın kendi organları tarafından karar verilmektedir. Dolayısıyla, mevcut başvuruda başvurucunun ileri sürdüğü olgusal iddiaların, davacıyla olan doğrudan ilgisine ilişkin bir temellendirmenin yapılabildiğinden söz edilemeyecektir."
Yerel mahkemenin, CHP'nin ifade özgürlüğü ile Albayrak'ın şeref ve itibar hakkı arasında adil bir dengeleme yaptığı vurgulanan kararda, şunlar kaydedildi:
"Başvurucunun (CHP) ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği, başvurucu aleyhine hükmedilen tazminatın orantılı olduğu, bu haliyle derece mahkemelerinin çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir paylarını aşmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir."



