15 Temmuz: Örgütlerden zihniyetlere hakikat tekelciliğiyle mücadele
15 Temmuz: Hakikat tekelciliğiyle mücadele

Prof. Dr. Mahmut Aydın, Samsun Üniversitesi Rektörü, 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılında kaleme aldığı yazıda, örgütlerin tasfiyesinin tek başına yeterli olmadığını, asıl mücadelenin onları üreten zihniyet kodlarına karşı verilmesi gerektiğini vurguluyor. Aydın'a göre, 15 Temmuz'u mümkün kılan temel dinamik, hakikat tekelciliği, otoritenin mutlaklaştırılması ve dinî kavramların araçsallaştırılmasıdır.

Hakikat tekelciliği ve epistemolojik kibir

Aydın, hakikat tekelciliğini "insanın kendi yorumunu mutlak hakikatle özdeşleştirmesi" olarak tanımlıyor. Bu anlayışta kişi ya da grup, hakikati arayan değil, ona sahip olduğunu düşünen bir konuma yerleşir. Hakikat araştırılan bir değer olmaktan çıkarak sahip olunan, başkaları adına hüküm verilen bir ayrıcalığa dönüşür. İnsanlık tarihi boyunca din adına üretilen şiddetin, dışlayıcı ideolojilerin ve kapalı yapıların ortak zihniyet kodlarından biri de budur.

Oysa İslam ilim geleneği, "Allāhu a'lem bi murādihī" (Neyin murad edildiğini en iyi Allah bilir) ifadesiyle insan yorumunun beşerî ve sınırlı olduğunu, ilahî hakikatin ise mutlak olduğunu kabul eder. Bu, epistemolojik tevazudur. Hakikat tekelciliği ise epistemolojik kibir üretir ve eleştiriyi gereksiz, farklı düşünceyi tehdit olarak görmeye başlar.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Otoritenin mutlaklaşması ve eleştirinin yok oluşu

Hakikatin temsilini tekeline alan bir yapı için otoritenin merkezileşmesi kaçınılmazdır. Aydın, bu sürecin en tehlikeli kırılma noktasını şöyle açıklıyor: "Hakikatin tek elde toplandığı yerde eleştiri sadakatsizlik, sorgulama ise itaatsizlik olarak yorumlanır. 'Bu doğru mudur?' sorusunun yerini 'Lider ne diyor?' sorusu alır." Muhakemenin yerini teslimiyet, vicdanın yerini aidiyet alır.

Oysa sağlıklı bir gelenekte otorite eleştiriden muaf değildir. Hz. Ebû Bekir'in halife seçildiğinde söylediği, "Doğru olduğum sürece bana uyunuz, yanlış yaptığımda ise beni düzeltiniz" sözü, İslam siyaset geleneğinin otorite anlayışını özetler: Yönetici, hakikatin sahibi değil, hakikate karşı sorumlu bir emanetçidir.

Dinî kavramların araçsallaştırılması

Mutlak otoritenin kalıcı hâle gelebilmesi için itaati meşrulaştıracak bir dile ihtiyaç vardır. Aydın'a göre, kapalı yapılar dinî kavramları asli anlamlarından uzaklaştırarak örgütsel amaçlara hizmet edecek biçimde yeniden yorumlar. Hizmet, Allah'a ve topluma hizmetten çok örgüte hizmet etmeye; dava, hakikatin ve adaletin mücadelesinden çok grubun hedeflerine; sadakat ise ilkelere bağlılıktan çok lidere bağlılığa indirgenir.

Kapalı yapılar çoğu zaman yeni bir din inşa etmez, mevcut dinî dili yeniden yorumlayarak ona farklı bir işlev kazandırır. Sorun bu nedenle din değil, dinî kavramların tarihsel ve ahlaki bağlamlarından koparılarak belirli bir grubun amaçlarına hizmet edecek şekilde araçsallaştırılmasıdır.

Kamu yararı vs. örgüt çıkarı

Dinî kavramların anlam dünyası değiştiğinde kamu ahlakı da derinden etkilenir. Devlet, hukuk ve kamu kurumları artık milletin ortak emaneti olarak değil, grubun hedeflerini gerçekleştirecek araçlar olarak görülmeye başlanır. Kamu görevi, millete karşı sorumluluktan çok örgüte sadakatin uzantısı hâline gelir. Kamu yararı ile grup çıkarı karşı karşıya geldiğinde tercih çoğu zaman örgüt adına yapılır.

Aydın, medeniyet geleneğimizde emanet anlayışının bunun tam tersini emrettiğini belirtiyor: "Devlet hiçbir kişi, cemaat, tarikat veya ideolojinin mülkü değil, milletin ortak emanetidir." Kamu imkânlarını belirli bir yapının hedefleri doğrultusunda kullanmak, hukuka aykırı bir fiil olmanın ötesinde, emanete ve vicdana ihanettir.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Asıl mesele: Zihniyet dönüşümü

15 Temmuz'un onuncu yılında üzerinde durulması gereken asıl mesele, terör örgütün tasfiye edilmiş olması değildir. "Elbette bu önemlidir; ancak tek başına yeterli değildir" diyen Aydın, asıl meselenin o örgütü mümkün kılan zihniyet kodlarını doğru okuyabilmek ve aynı kodların farklı isimler altında yeniden üretilmesini engelleyebilmek olduğunu vurguluyor. Çünkü örgütler değişebilir; fakat onları besleyen zihniyet değişmediği sürece benzer sorunlar farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir.

Üstelik bu tehlike yalnızca dinî yapılarla sınırlı değildir. Hakikat tekelciliği, dinî olduğu kadar ideolojik ve seküler yapılarda da görülebilen evrensel bir zihniyet problemidir. Sorun, kullanılan söylemlerden önce hakikate yaklaşım biçimindedir.

Toplumsal ve fikrî bağışıklığın güçlendirilmesi

İkinci on yılda ihtiyaç duyulan şey, yeni güvenlik tedbirleri veya hukukî düzenlemelerden ibaret olmamalıdır. Kalıcı çözüm, toplumsal ve fikrî bağışıklığın güçlendirilmesidir. Bu bağışıklığın temeli ise hakikati hiçbir kişi, cemaat, tarikat veya ideolojinin tekeline bırakmayan, din ile dinî yorumu birbirinden ayıran, eleştirel düşünceyi canlı tutan, kamu yararını bütün aidiyetlerin üzerinde gören ve ahlaki muhakemeyi yeniden merkeze yerleştiren bir zihniyetin inşasıdır.

Aydın, yazısını şu sözlerle noktalıyor: "Hakikatin mutlak sahibi sadece yüce Allah'tır. İnsanoğlu ise hakikati arayan, ona yaklaşmaya çalışan ve yanılabileceğini hiçbir zaman unutmaması gereken sınırlı bir varlıktır. İşte bu epistemolojik tevazu, ilmî bir erdem olmanın yanında aynı zamanda hiçbir kişi, cemaat, tarikat veya ideolojinin hakikati tekeline almasına izin vermeyen en güçlü toplumsal bağışıklıktır. Belki de 15 Temmuz'un bize bıraktığı en kalıcı ders de budur."