14 Ağustos 2001'de Ankara'da yoksulluk, yasaklar ve yolsuzlukla hesaplaşmak için yola çıkan AK Parti, bugün çeyrek asrı geride bırakıyor. Kurulduğu gün elinde iktidar bulunmayan, sadece üç kelimeye karşı verilmiş bir söze tutunan bu hareketin yirmi beş yıllık yolculuğu; seçim sandıklarındaki mücadeleyi, verilen sözlerin gücünü ve dünyanın mazlum coğrafyalarındaki derin izleri bir arada barındırıyor. Tüm bu süreç; bir sandık hikâyesini, bir slogan tarihini ve bir dış politika muhasebesini aynı davanın ayrılmaz yüzleri olarak birleştiriyor.
Sabırla Örülen Bir Zafer Zinciri
Bir partinin ömrü, üst üste konan zaferlerin sabrında yazılır. 3 Kasım 2002 sabahı Türkiye uyandığında, on beş aylık bir partinin oyların yüzde 34,28'ini toplayarak tek başına iktidara yürüdüğünü gördü. Bu durum, koalisyonlar çağının enkazında biriken bir öfkenin ve 2001 krizinin yaralarını saran bir toplumun verdiği cevaptı.
Geriye dönüp bakıldığında, şu kronolojik özet sürecin omurgasını ortaya koyuyor:
- 3 Kasım 2002 (%34,28): 15 aylık genç bir partinin tek başına iktidara gelişi.
- 22 Temmuz 2007 (%46,58): e-Muhtıraya verilen güçlü sandık cevabı.
- 12 Haziran 2011 (%49,83): Parti tarihinin zirve noktası ve büyüyen güven.
- 7 Haziran 2015 (%40,87): Tek başına iktidarın ilk kez sarsıldığı kritik sınav.
- 1 Kasım 2015 (%49,50): Beş ay sonra gelen güçlü geri dönüş.
- 24 Haziran 2018 (%42,56): Yeni hükûmet sistemine geçişin ilk sandık onayı.
- 14 Mayıs 2023: Cumhur İttifakı çatısı altında tazelenen iktidar.
Yedi farklı Türkiye fotoğrafı ve yedi farklı ruh hali yaşansa da hepsinin altında tek bir hakikat olduğunu görüyoruz.
Sloganların Şifresi
Bir sloganın gücü, söylediği kelimede değil, dokunduğu yarada saklıdır. AK Parti'nin yirmi beş yıllık serüveninde her slogan, toplumun o anki en derin ihtiyacının adı oldu. Bu kelimeler; milyonlarca insanın günlük hayatındaki sıkıntıyla, öfkeyle ve hayalle kurulan sessiz bir temas biçimi olarak öne çıktı.
2002'de “Tek Başına İş Başına” denildiğinde, koalisyonlar çağının yorgunluğuna, istikrarsızlığa ve 2001 krizinin enkazına yanıt verildi. Bankasına borcunu ödeyemeyen bir baba ya da kapısına kilit vurulmuş bir esnaf bu sözde kendi hikâyesini duydu. Parçalanmış iktidarlardan bıkmış halk, sorumluluk üstlenecek tek bir adrese yöneldi.
2007'de yükselen “Durmak Yok, Yola Devam” söylemi, siyasi bir programın ötesinde öz güvenli bir meydan okumanın sesiydi. E-muhtıranın gölgesinde, süreci durdurmak isteyen vesayet dilinin karşısına güçlü bir azim koydu.
2011'de ufuk daha da genişleyerek “Hedef 2023” aşamasına geçildi. Cumhuriyetin yüzüncü yılına işaret eden bu yaklaşım, seçmene bugünü değil yarını konuşma mesajı verdi ve kısa vadeli siyasetin ötesinde bir aidiyet duygusu inşa etti.
2023'te dile getirilen “Türkiye Yüzyılı” ise bir asrı kapatıp yeni bir asra hep birlikte girme iddiasını taşıdı. Bu ifade, bir partinin sınırlarını aşarak bir milletin ortak hikâyesini anlatma cesaretini simgeledi. Her slogan, toplumun o anki en derin arzusunu, korkusunu veya umudunu yakalayan bir ayna işlevi gördü.
Sınırların Ötesinde Bir Dava
Bazı davalar, dünyanın unutmaya çalıştığı yüzleri hatırlamakla büyür. Bu dava, 15 Temmuz gecesi tankların önünde gözünü kırpmadan şehit olan Abdullahların davasıdır. Bu dava, Gazze'de enkazın altından lütfen beni kurtarın diye seslenen, sonra sesi sonsuza dek susan küçük Hind Rajab'ın davasıdır. Bu dava, Bodrum kıyısına vuran, yüzü kumsala dönük küçük bedeniyle bir neslin vicdanını sarsan Aylan bebeğin davasıdır. Bu dava, Arakan'da köyü ateşe verilirken kaçamayan, adını dahi kayıt altına alamadığımız nice Muhammed'lerin davasıdır.
Srebrenica'yı düşünün bir hafta içinde sekiz bin erkeğin ve çocuğun toprağa düştüğü, Avrupa'nın göz göre göre seyrettiği o soykırımı. Bu dava, Balkanlar'ın ortasında katledilen nice Bosnalının davasıdır. Doğu Türkistan'ı düşünün, adı yeniden eğitim kampı olan duvarların ardında, dilini, dinini, adını bile unutturulmaya çalışılan nice Uyguru. Sesleri kesilmiş, mektupları ulaşmayan, akıbeti bilinmeyen nice Abdurrahim'in, nice Aygül'ün davasıdır bu dava. Sana'a'yı, Hudeyde'yi düşünün, açlıktan kemikleri sayılan, bir lokma ekmek için, bir bardak temiz su için savaşan Yemenli çocukları. Bu dava, dünyanın insani kriz diye tek satırla geçiştirdiği nice Yemenlinin davasıdır.
Hakikatin Sesi, Milletin Emaneti
İşte bu dava; kalabalıkların coşkulu çığlıklarını aşan, kimsenin cesaret edemediği o derin sessizlikte hakikati haykıranların davasıdır. Işıklar söndüğünde, kameraların mercekleri karanlığa gömüldüğünde; vicdanın zifiri gecesinde tek başına kalma pahasına istikametinden milim sapmayan, rüzgâra göre eğilmeyip Elif gibi dimdik duran o adsız kahramanların davasıdır bu dava.
Recep Tayyip Erdoğan liderliği, milletin öz değerleriyle barışma ve ufkunu yeniden çizme iradesidir. Erzurum'dan Gazze'ye uzanan bu duruş; fırtınalara ve tehditlere karşı vicdanın sesi, davanın aşılmaz omurgası olmuştur. Çeyrek asırlık yürüyüşün en büyük sınavı ise emeklinin, ev kadınının, esnafın, gencin, asgari ücretlinin, sabahlara kadar gözüne uyku girmeyen teşkilatın fedakârlıklarından kopmama kararlılığıdır. Bizde bir hareketi büyüten, kazandığı güç değil, taşıdığı emanettir.



