Mekke Anlaşması: Yeni Bölgenin İnşasına Doğru
Mekke Anlaşması: Yeni Bölgenin İnşasına Doğru

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, uzun yıllardır krizden krize koşan Ortadoğu'nun istikrara kavuşması için atılan kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin bölgenin ortak kaderinin bölge ülkeleri tarafından tayin edilmesi gerektiği yönündeki tezinin en somut tezahürlerinden biri olarak algılanan anlaşma, bölgede sürdürülebilir yeni bir güvenlik mimarisinin oluşturulmasının ilk adımı olabilir.

NATO Tarzı Güvenlik Taahhüdü

Mekke Anlaşması'nın en fazla öne çıkan ve tartışılan maddesi, üç ülkenin herhangi birine yapılacak saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın NATO'nun 5. maddesiyle teknik olarak aynı mahiyette olduğunu söylediği bu madde, doğal olarak büyük yankı uyandırdı ve hangi durumlarda nasıl işletileceğiyle ilgili spekülasyonlar yapılıyor. Bu maddenin tarafların birbirine verebileceği en ileri güvenlik taahhüdü olması itibarıyla öne çıkması normal ancak bunun ortak savunma mimarisi oluşturmanın ilk adımı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Anlaşmanın sekretarya kurulması, düzenli güvenlik ve istihbarat mekanizmalarının oluşturulması ve savunma iş birliğinin en ileri seviyeye çıkarılmasının önünü açarak kurumsallaşması kritik önem arz ediyor. NATO'nun tarihinde de 5. madde çok nadiren işletildi ancak asıl mesele üye ülkelerin ortak savunma ve caydırıcılık kapasitelerini en üst noktaya taşımaları oldu. Ortak tatbikatlardan ileri askeri sistemlerin geliştirilmesine kadar birçok alanda yıllara yayılan düzenli iş birliğinin geliştirilmesi, siyasi ve ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesine katkı yapan birçok güçlü dinamik oluşturdu.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Bölgesel Sorunlara Bölgesel Çözümler

NATO müttefiklerinin farklı savaş ve çatışma ortamlarında 5. madde ilan edilmeden de çok kapsamlı iş birliği örnekleri ortaya koyduklarını gördük. Bunun en yakın örneği, NATO ülkelerinin Ukrayna'da devam eden savaşa yaptıkları katkı olarak öne çıkıyor. Benzer biçimde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak güvenlik tehditleri karşısında etkin biçimde işleyen mekanizmalar kurmayı başarırsa, Ortadoğu'da barış ve istikrarın garantörü rolünü oynayacaklardır.

En son Suriye ve İran savaşlarında da görüldüğü gibi küresel güç mücadeleleri ve adı konulan ve konulmayan bölgesel çatışmalar, Ortadoğu'nun sorunlar yumağı olarak kalmasına katkıda bulunuyor. Amerika, İsrail ve İran arasında devam eden savaşın en fazla etkilediği bölge ülkeleri, çatışmanın dinamiklerini değiştirecek kapasite ve altyapıya sahip görünmüyorlar. Lübnan, Suriye, Ürdün, Katar ve Yemen gibi ülkelerin de istikrarsızlaşmasına katkı yapan çatışma ortamında bölgesel iş birliği imkanlarının fazlaca sınırlı olduğu görülüyor zira İsrail'in ayrıcalıklı konumunu devam ettirmekte ısrar eden Washington'ın tercihleri belirleyici oluyor.

Bölgenin sorunlarına bölgesel çözümler üretmenin mümkün olmamasının Amerikan politikaları ve İsrail'in normalleşememesi gibi birçok nedeni var elbette ancak bölgesel aktörlerin ortak savunma kapasitelerinin olmaması önemli bir handikap olarak öne çıkıyor. Son birkaç yılda görüldüğü gibi İsrail'in bütün bölgesel aktörleri açıkça tehdit etmesi ve en az yedi ülkede askeri saldırı düzenlemesi tam bir anomali aslında. Amerika gibi bir süper gücün İsrail gibi bir müttefikini dizginleyememesi ve onun bölgesel çıkarları için İran'la savaşa girmesi de cabası.

Yeni Güvenlik Mimarisi ve Genişleme İhtimali

İran'ın çatışma ortamını sona erdirmeyi başaramayan politikaları da eklenince, bölge ülkelerinin tek başlarına kalarak ya İsrail ya da İran tarafına doğru yönelmeye zorlandıkları görülüyor. Bu iki ülkenin farklı formlarda tezahür eden mücadelesinin bölgeyi savaşa sürüklemesi konvansiyonel çatışma yanında nükleer savaş tehdidini dahi gündeme getiriyor. Bu dinamiklere bakıldığında Türkiye'nin uzun süredir savunduğu üzere bölgesel inisiyatiflerin güçlenmesi gerçek anlamda barış ve istikrarın sağlanması için en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Mekke Anlaşması'na imza atan üç ülkenin birbirine farklı açılardan katkı sunacakları açık ve yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmak için tarihi bir fırsat sunduğu söylenebilir. Özünde savunma iş birliğini artırmaya yönelik atılan bu adımın NATO'nun Avrupa'ya sağladığı uzun barış ve istikrar dönemine benzer bir etki yaratması beklenebilir. Bu ittifaka ne kadar çok yatırım yapılarak kurumsallaşır ve ne kadar fazla bölge aktörü katılırsa o kadar kalıcı ve etkili olacaktır.

İran savaşında Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel oluşumların yeterince geniş olmadığı için yetersiz kaldığı görüldü ve Mekke Anlaşması'na bir an önce Mısır gibi ülkelerin katılması önem arz ediyor. İsrail ve belki de İran bu oluşumun genişlemesini istemeyecektir ancak uzun yıllardır bölgedeki yükümlülüklerini azaltarak Asya-Pasifik'e odaklanmak isteyen ABD'nin politikası da diğer bölge ülkelerinin bu oluşuma katılmasını desteklemek olmalıdır. Mısır da katılırsa bölgenin en kritik üç aktörünün içinde yer alacağı ittifakın bölgesel sorunlara bölgesel çözümler üretme kapasitesini geliştirmesi barış ve istikrarın kalıcı olmasına hizmet edecektir.