CHP'nin 50 Yıllık İktidar Sorunu: Sosyolojiden Yoksun Siyaset ve Kısır Döngü
CHP'nin 50 Yıllık İktidar Sorunu: Sosyoloji ve Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 50 yılı aşkın süredir iktidar olamıyor. AK Parti MKYK Üyesi Emre Cemil Ayvalı'ya göre, CHP'nin kendi politikaları ve gündemi üzerinden iktidara gelecek siyaset pratiği ve kapasitesi bulunmuyor. Bunun temel nedeni, sosyolojiden yoksun siyaset geleneği.

Sosyolojiden Yoksun Siyaset Geleneği

Ayvalı, sosyolojiden yoksun siyasetten kastının CHP'nin hiçbir tabanı olmaması değil, geniş kesimleri ikna edecek bir sosyolojik siyasete tarihinin önemli bir bölümünde ihtiyaç duymaması olduğunu belirtiyor. CHP, sanat camiası, medya, bürokrasi ve iş dünyasından oluşan bir grubun siyasi temsilcisiydi; vesayetin ve darbelerin şekillendirdiği bir Türkiye'de yerleşik ve ayrıcalıklı konumdaydı. Bu nedenle milletle iç içe bir siyaset pratiği gelişmedi.

Hizmet Üretememe ve Siyasetsizlik

Son 25 yılda vesayet odaklarının tasfiyesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın seçim zaferleri, sandıktan çıkma zorunluluğunun benimsenmesi gibi etkenler CHP'yi milletle siyaset yapmaya zorluyor. Ancak CHP, tek parti döneminden başlayarak dar kitlesini ve yönetici kadrosunu öyle bir siyasi formasyondan geçirdi ki, demokratik siyasette var olma ve parlama konusunda ciddi olumsuzluklar yaşıyor. Mevcut iktidara tepkiyi büyütüp gayrı memnunların ittifakı üzerinden iktidara gelmek dışında alternatif bir politika ortaya koyamıyor. Hizmet üretemiyor çünkü vatandaşla demokratik bir al-ver ilişkisi yok.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Ayvalı, CHP yöneticilerinin kamu kaynaklarını öncelikle kendi bireysel çıkarları ya da hızlı sonuç alacakları üst makamlara giden yolda PR için harcadığını ifade ediyor. Siyaset üretemiyor çünkü oy almak için izleyeceği milli siyasi çizgi ile kavgalı. Kendi ajandası ve arzu ettiği istikamet milletle çelişiyor. Bu yüzden ya şecaat arz ederken sirkatin söylüyor ya da doğrudan milletle inatlaşıp emperyal başkentlerin söylemlerinin Türkiye'deki temsilcisi gibi hareket ediyor. Bunu eleştirene sınıfsal bir kategorizasyon ve aşağılama ile mukabele ediyor.

Somut Örnekler: Kur'an Kursları, Libya, Karabağ

Ayvalı, CHP'nin Kur'an kurslarına dönük “Orta Çağ zihniyeti” ifadelerini, Libya ve Doğu Akdeniz politikasını Neo-Osmanlıcı olarak itham etmelerini, Türkiye ve Azerbaycan'ın Karabağ zaferini “cihatçı gruplar” diye nitelendirmelerini bu durumun somut örnekleri olarak sıralıyor.

Hizipler ve Kısır Döngü

Siyasetsizliğin ve hizmet üretmemenin tek sonucu iktidara gelmemek değil. Takip edilecek yoğun bir iş yükümlülüğü olmayınca, parti içi bireysel çıkar mücadelesi, hiziplerin ideolojik ve siyasi rekabetten bağımsız güç kavgası, CHP'yi kendi içine mahkum eden kısır bir döngüye sıkıştırıyor. Toplumsal meselelere cevapsızlık ve parti içi kavgalar artınca, dağılma ve umutsuzluk riski taşıyan tabanını konsolide etmek adına, kavgalı olduğu rakip sosyolojiye ve onun temsilcisi olan siyasi geleneğe saldırma yoluna gidiyor. Böylece üretimsizliğin doğurduğu iç sorunları bir müddet erteliyor. Bu belki iç iktidarı korumaya yetiyor ancak onu hem iktidar olmaktan hem de kalıcı bir siyasi model üretmekten alıkoyuyor.

Ayvalı, CHP'nin son 25 yılda “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden bu politikayı yürüttüğünü, kendi kitlesini konjonktüre ve değişen dünyaya göre esneme payı bırakmayacak şekilde zehirlediğini belirtiyor. Artık CHP'nin seçmen kitlesi, CHP yöneticilerini en az kendi öfkesi kadar öfkeli görmek istiyor.

Zehirlenen Kitle ve Normalleşme Siyaseti

Ayvalı, Özgür Özel'in genel başkan olduktan sonraki normalleşme siyasetine verdiği reaksiyonda bu durumun görüldüğünü ifade ediyor. Özgür Özel ilk zamanlarında normalleşme siyasetine olumlu yaklaşmıştı ancak CHP'li çevreler ve medyasınca “giden AKP'ye can suyu” olarak okundu. Özgür Özel kısa sürede karikatürize edildi, siyaseten toy ve yetersiz olarak resmedildi. CHP belki bu normalleşme siyasetiyle farklı sosyolojik kitlelerle temas kurabilecekti ancak on yıllara sari olarak zehirlediği kitlesi yeni sosyolojik açılımlara kapalıydı. Nitekim Özgür Özel de bu durumu gördü ve CHP içindeki iktidarını tahkim etmek adına öfkeli ve pervasız bir söylem geliştirdi.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Ayvalı, CHP'nin hakim kitlesinin seçim kayıplarında özeleştiriye kapalı olduğunu, her seçim yenilgisinin ardından kendi kitlesinin öfkesini dindirmek için sahneye bir günah keçisi sürdüğünü belirtiyor.

Sorumluluk Sadece Siyasetçilerde Değil

Ayvalı, CHP'nin sorunlarında tek sorumlunun CHP'li siyasetçiler olmadığını, siyasetçilerin bu sorunların ya en edilgen parçaları ya da acı sonuçları olduğunu ifade ediyor. Sağ siyasette sosyoekonomik olarak dışlanmış kesimler geleceğini demokrasi içinde kalarak siyasi partiler üzerinden aradığı için performansa ve verime dayalı rasyonel bir parti-taban ilişkisi oluştuğunu, ancak CHP ile tabanı arasındaki ilişkinin kültürel iktidar üzerinden kurulduğunu belirtiyor.

Ayvalı'ya göre, CHP'de medya, ekonomi dünyası, sanat camiası tabanın reaksiyonlarını belirlemede siyasetçilerden daha etkili. CHP Genel Başkanı'ndan ziyade Zülfü Livaneli'nin söylediği daha geçerlidir. CHP mitinglerinde ne söylendiğinden ziyade, bir konserde lobi gücü sağlam bir menajerin sahnedeki şarkıcıya söylettirdikleri daha tesirlidir. Ayvalı, Burhanettin Bulut, Gökhan Günaydın, Gürsel Tekin ve Ali Mahir Başarır'dan ziyade Uğur Dündar, Müjdat Gezen, Özlem Gürses'in ne söylediğinin daha önemli olduğunu ifade ediyor.

Bu nedenle, bir seçim kaybı ve siyasetteki başarısızlık muhasebe edilirken CHP'de tüm bu bileşenlerin özeleştiriye dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor: şarkıcılar, gazeteciler, menajerler ve iş dünyası temsilcileri, en az CHP'li genel başkanlar, grup başkanvekilleri, milletvekilleri, il başkanları kadar mesuldür.

Kültürel İktidarın Kısır Döngüsü

Ayvalı, CHP ve medyasının, çok övündüğü kültürel iktidarı, davulu başkasının boynuna asıp tokmağı elinde tutma kolaycılığına takıldığı sürece bu kısır döngünün bitmeyeceğini ifade ediyor. Seçim öncesi kendi elleriyle yaptığı putu, seçim sonrası yine kendi elleriyle yiyen bir yapıdan geleceğe dönük bir öneri çıkmaz. En fazla; daha çok sesi çıkanın, daha çok öfke saçanın kazandığı hizipler döngüsünün galipleri olur.

Ayvalı, Baykal'ı sünni olmakla suçlayan Zülfü Livaneli, Ecevit'i hasta yatağında hedef alan CHP'li iş dünyası, Muharrem İnce'yi “sarayın adamı” olarak ilan eden CHP siyaseti, Kılıçdaroğlu'nu hain ve işbirlikçi olarak niteleyen CHP medyası ve Ekrem İmamoğlu'na özür dileten Atilla Taş gibi unsurların muhasebeye dahil edilmediği sürece ihtiyacın hasıl olmayacağını belirtiyor.