
Malazgirt'in o tarihi havasında, sanki zaman 953 yıl geriye sarmış gibiydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o müthiş zaferin yıl dönümünde kürsüdeydi işte. Ve insan, o anları dinlerken bir kez daha anlıyordu: Tarih, sadece geçmiş değil, bugüne fısıldanan bir bilgelik aslında.
Erdoğan'ın sesinde o bildiğimiz kararlılık vardı, evet. Ama bir yandan da diplomasinin inceliklerine dair adeta bir master dersi verir gibiydi. "Barışı sağlamak için kelamı sonuna kadar kullanacağız" derken, gözlerindeki o dingin ifade her şeyi anlatıyordu aslında.
Kılıç Kınında Kaldıkça Değerli
Şunu da eklemeden geçmedi tabii: "Kılıç kınında durdukça kıymetlidir." Ne müthiş bir metafor değil mi? Barışı korumanın inceliği, gücünü göstermek zorunda kalmamakta yatıyor çünkü. Erdoğan'ın dediği gibi, o kılıç bir kınından çıktı mı, geriye kelamla yapılacak pek bir şey kalmıyor maalesef.
Ve devam etti: "Bizim medeniyetimizde kılıç, zulmü ortadan kaldırmak, mazlumun yanında olmak içindir." Bu cümleler, salondaki yüzlerce kişiyi adeta 1071'e götürdü. Alparslan'ın ruhu, o anda herkesin yüreğinde yeniden hayat bulmuştu sanki.
Zaferin 953 Yıl Sonraki Yankıları
Malazgirt Zaferi'ni anmanın ötesinde, ondan ders çıkarmanın zamanıdır belki de. Erdoğan'ın da dediği gibi, bu zafer sadece bir toprak kazanımı değil, bir medeniyetin diriliş destanıydı. Anadolu'nun kapıları o gün açıldı ve bir daha asla kapanmadı.
Konuşmanın en can alıcı kısımlarından biri de şuydu: "Bugün de aynı anlayışla hareket ediyoruz." Evet, Türkiye artık bölgesinde ve dünyada etkin bir güç. Ama bu gücü, barışı korumak için kullanıyor. Kılıcı kınında tutmakta kararlıyız, ta ki mecbur kalana kadar.
Erdoğan'ın o tarihi mekanda verdiği mesaj aslında çok net: Güçlü ol, ama bilgece kullan bu gücü. Diplomasi her zaman önceliğin olsun, ama savunma hazırlığını da asla elden bırakma. 953 yıl önce kazanılan zafer, bugünün Türkiye'sine işte bu denli anlamlı derslerle fısıldıyor.