Funda Karayel, Paraguay karşısında alınan mağlubiyetin taktik ya da form düşüklüğünden kaynaklanmadığını, asıl nedenin takımın genetik olarak soğuk havaya alışkın olması olduğunu savunuyor. Karayel'e göre, oyuncuların büyük bölümü Anadolu'nun serin yaylalarından, Karadeniz'in sisli yamaçlarından ve İç Anadolu'nun ayazından geliyor. Bu coğrafyalarda yetişen futbolcular, yüksek sıcaklık ve nemle mücadele etmekte zorlanıyor.
Oyuncuların Kökenleri ve Sıcakla İmtihanı
Karayel, kadrodaki isimleri tek tek analiz ediyor: Arda Güler, Ankara'nın Altındağ'ında doğmuş, ailesi Bolu Mengenli. Bu çocuk dört mevsimi bilir ama 'hissedilen 38 derece'yi bilmez. Hakan Çalhanoğlu'nun kökleri Bayburt'a uzanıyor; Bayburt'ta yaz akşamı serinliğinde mont alınır, nem oranı yüzde 90 olunca vücut doğal olarak hata veriyor. Barış Alper Yılmaz, Rize'nin hırçın yağmurlarının çocuğu; fabrika ayarlarında çise var, bunaltıcı sıcak yok. Kerem Aktürkoğlu'nun bir tarafı Rize, diğer tarafı Trabzon; Karadeniz insanı güneşi görünce mutlu olur ama doksan dakika boyunca altında koşmak başka bir deneyim. İrfan Can Kahveci, Ankara doğumlu; Çorum ve Yozgat kökenli; kuru soğuğa alışkın, nemle mücadele etmek rakip savunmayı geçmekten daha zor. Kenan Yıldız ise Afyonkarahisarlı bir ailenin çocuğu, Almanya'da büyümüş olsa da serin iklim ekolünden geliyor. Karayel, takımın ortak özelliğinin teknik kapasite değil, 'yanına ince bir mont al, akşam serin olur' refleksi olduğunu vurguluyor.
Sıcak ve Nemin Sporcular Üzerindeki Etkisi
Karayel, şaka bir yana, yüksek sıcaklık ve yoğun nemin sadece tribündekileri değil, dünyanın en üst düzey sporcularını bile fiziksel ve zihinsel olarak zorladığını belirtiyor. Özellikle serin iklimlerde yetişen oyuncular için bu koşullara uyum sağlamanın zaman aldığını ifade ediyor. Bu çocukların kötü futbolcu olmadığını, sadece biraz gölgeye, biraz serin havaya ve mümkünse Karadeniz yaylasında kampa ihtiyaçları olduğunu söylüyor.
A Milli Takım ve Taraftarlara Terapi Çağrısı
Karayel, A Milli Takım'ın son dönemde sadece rakiplerle değil, yorumlarla da mücadele ettiğini belirtiyor. Tecrübeli stoper Samet Akaydın'ın sözlerine atıfta bulunuyor: 'Maçın analizini yapabiliriz ama bir insanın saçına, bıyığına laf etmek çok başka bir boyut.' Karayel, eleştiri ile hedef göstermenin arasındaki çizginin taraftarlar tarafından fazlasıyla bulanıklaştırıldığını ifade ediyor. Bir oyuncunun pozisyon hatasını konuşmanın başka, görüntüsünü, özel hayatını ya da kişiliğini hedef almanın bambaşka bir şey olduğunu vurguluyor.
Karayel, olimpiyatlar sonrası izlediği bir belgeselde Simone Biles'ın benzer bir noktaya değindiğini hatırlatıyor: 'Tırnağım, saçım, her şeyim eleştiriliyordu.' Sonrası ise görünmeyen bir yük: tükenmişlik, baskı ve sessizce büyüyen bir depresyon. Spor dünyasında başarı kadar ruh sağlığının da konuşulması gerektiğini belirtiyor.
Teknik direktör Vincenzo Montella'nın açıklaması da bunu gösteriyor: Dünyada takdir gören bir takımın, kendi ülkesinde yerden yere vurulmasından duyduğu üzüntüyü saklamıyor. Karayel, takımın hocasından oyuncusuna kadar herkesin biraz küskün olduğunu, sanki soyunma odasında taktik tahtasının yanında bir de grup terapi çemberi kurulsa kimsenin itiraz etmeyeceğini söylüyor.
Zihinsel Dayanıklılık ve Profesyonel Destek
Karayel, futbolcuların robot olmadığını, sahaya çıkarken sadece forma giymediklerini; beklentileri, eleştirileri, milyonlarca insanın hayal kırıklığını da sırtlarında taşıdıklarını belirtiyor. Eleştirinin futbolda doğal olduğunu ancak yıkmak için değil geliştirmek için yapılması gerektiğini vurguluyor. İlk mağlubiyette 'Her şeyi sıfırlayalım' refleksiyle hareket etmek yerine, biraz nefes almakta fayda olduğunu söylüyor. A Milli Takım'ın en büyük eksiğinin yeni bir oyun planı değil, zihinsel dayanıklılığı güçlendirecek profesyonel destek olduğunu ifade ediyor. Kısacası, acil terapinin sadece takım için değil, biraz da taraftarlar için gerekli olduğunu belirtiyor: 'Çünkü bazen en zor maç, tribünlerle oynanan maç oluyor.'



