İran yönetimi, ABD ile yürütülen müzakere sürecine ilişkin olarak ülke içinde herhangi bir görüş ayrılığı yaşandığı iddialarını kesin bir dille reddetmeye devam ederken, diplomatik kulislerden ve sahaya yakın kaynaklardan gelen bilgiler bu söylemin aksine daha karmaşık ve parçalı bir tabloya işaret ediyor. Özellikle son günlerde ortaya çıkan bilgiler, İran'ın karar alma mekanizmasında ciddi görüş ayrılıklarının bulunduğunu ve bu durumun müzakere sürecini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Arabulucu aktörlerin de bu iç gerilim nedeniyle sürecin ilerleyişinden endişe duyduğu ifade ediliyor.
Devrim Muhafızları ve Diplomasi Kanadı Arasındaki Çatlak
Kaynaklara göre İran Devrim Muhafızları içerisinde etkili isimlerden biri olan Ahmed Vahidi, müzakere dosyasında kapsamlı tavizler verilmesine karşı çıkan en önemli figürlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu durum, İran’da güvenlik bürokrasisi ile diplomasi kanadı arasında belirgin bir yaklaşım farkı olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde İran heyetinde yer alan Mahmud Nebeviyan’ın, İslamabad’da gerçekleştirilen ilk tur görüşmelerin ardından kamuoyu önünde yaptığı sert açıklamalar, bu iç çatlağın görünür hale geldiğinin en somut göstergelerinden biri oldu. Nebeviyan, müzakerelerde nükleer dosyanın gündeme getirilmesini “stratejik bir hata” olarak nitelendirerek, bu adımın ABD’nin elini güçlendirdiğini savundu.
İran Heyeti Net Bir Pozisyon Ortaya Koyamıyor
İslamabad’da yaklaşık iki hafta önce gerçekleştirilen görüşmelerde İran heyetinin net ve bütüncül bir pozisyon ortaya koymakta zorlandığı da dikkat çekti. ABD tarafının teknik detaylar ve somut taahhütler talep etmesi karşısında İran’ın daha muğlak ve esnek bir dil kullanması, arabulucular tarafından “belirsizlik” olarak yorumlandı. Diplomatik kaynaklara göre bu durum yalnızca taktiksel bir tercih değil, aynı zamanda Tahran’daki farklı güç merkezlerinin henüz ortak bir strateji üzerinde uzlaşamamasından kaynaklanıyor.
İç Siyasette İki Ana Eksen
İran iç siyasetinde bu süreci şekillendiren temel dinamik ise iki ana eksen etrafında toplanıyor. Bir tarafta Devrim Muhafızları ve ona yakın sertlik yanlısı çevreler bulunuyor. Bu kesim, özellikle nükleer program ve bölgesel nüfuz alanları konusunda herhangi bir geri adımın rejimin stratejik derinliğine zarar vereceğini savunuyor. Diğer tarafta ise ekonomik krizle mücadele etmeye çalışan ve yaptırımların hafifletilmesini önceleyen daha pragmatik bir siyasi akıl yer alıyor. Yüksek enflasyon, ulusal para biriminin değer kaybı ve enerji gelirlerindeki dalgalanmalar, bu kesimi müzakereye daha açık bir pozisyona itiyor.
Kalibaf ve Arakçi'ye Yönelik Eleştiriler Artıyor
Bu iki yaklaşım arasındaki gerilim, yalnızca kapalı kapılar ardında kalmıyor. İran’daki sertlik yanlısı medya organları ve sosyal medya ağları üzerinden Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye yönelik eleştirilerin artması, iç mücadelenin kamuoyu önüne taşındığını gösteriyor. Bu durum, müzakere sürecinin sadece uluslararası bir pazarlık değil, aynı zamanda İran iç siyasetinde bir güç mücadelesine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Uluslararası Raporlar da Bu Tabloyu Destekliyor
Uluslararası düşünce kuruluşlarının yayımladığı raporlar da bu tabloyu destekler nitelikte. Özellikle Wilson Center analizlerinde, İran’daki karar alma mekanizmasının çok katmanlı ve parçalı yapısına dikkat çekilerek, dış politika kararlarının çoğu zaman farklı güç odaklarının rekabeti sonucu şekillendiği vurgulanıyor. Benzer şekilde International Crisis Group raporlarında ise İran’ın müzakere sürecinde zaman zaman “bilinçli belirsizlik” stratejisi izlediği, bu yaklaşımın hem iç dengeleri korumak hem de dış aktörler karşısında pazarlık gücünü artırmak amacı taşıdığı ifade ediliyor.
Uzmanlardan İki Farklı Yorum
Uzman değerlendirmeleri de iki farklı okuma sunuyor. Orta Doğu uzmanı Muhammed Amersi, İran’daki üst düzey karar alma sürecinin ciddi bir tereddüt yaşadığını ve bu durumun hızlı karar alınmasını zorlaştırdığını belirtirken, Tennessee Üniversitesi’nden Said Gölkar ise bu sürecin tamamen bir zafiyet olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor. Gölkar’a göre İran, müzakere öncesinde farklı seslerin ortaya çıkmasına bilinçli olarak izin vererek karşı tarafın beklentilerini test ediyor ve kendi pazarlık alanını genişletmeye çalışıyor.
Süreç Tamamen Tıkanmış Değil
Tüm bu gelişmeler yaşanırken İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin İslamabad’a giderek ülkesinin müzakere notlarını iletmesi, sürecin tamamen tıkanmadığını ancak ciddi bir iç tartışma eşliğinde ilerlediğini gösteriyor. ABD tarafında ise Başkan Donald Trump’ın, İran’dan gelecek teklifin Washington’ın beklentilerini karşılayabileceğini ifade etmesi dikkat çekti. ABD heyetine Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi isimlerin liderlik etmesi, sürecin yalnızca teknik değil aynı zamanda siyasi düzeyde de yüksek önem taşıdığını ortaya koyuyor.
Sonuç: İç Güç Dengeleri Belirleyici Olacak
Ortaya çıkan tablo, resmi söylem ile sahadaki gerçeklik arasında belirgin bir mesafe olduğunu gösteriyor. Tahran yönetimi “bölünme yok” mesajı vermeyi sürdürse de, müzakere masasındaki en büyük belirsizliğin dış baskılardan ziyade İran’ın kendi içindeki güç dengelerinden kaynaklandığı anlaşılıyor. Bu durum, önümüzdeki süreçte müzakerelerin seyrini belirleyecek asıl faktörün Washington’ın talepleri değil, Tahran içindeki stratejik uzlaşının sağlanıp sağlanamayacağı olacağını açıkça ortaya koyuyor.



