Türkiye'nin Demir Yolu Vizyonu: İsrail'in Jeopolitik Endişeleri ve Yeni Orta Doğu
Türkiye'nin Demir Yolu Vizyonu: İsrail'in Jeopolitik Endişeleri

Türkiye'nin Demir Yolu Projesi: Tarihsel Bir Vizyon Yeniden Canlanıyor

Uluslararası ilişkilerde hegemonya ve nüfuz inşası, askeri gücün ötesinde ticaret yollarının ve lojistik koridorların kontrolüyle doğrudan ilişkilidir. Siyasal iktisat düşünürü Robert Gilpin'in kuramsal analizlerinde vurguladığı gibi, uluslararası sistemdeki güç hiyerarşisi sermayenin ve emtianın aktığı güzergâhlar üzerinden şekillenmektedir.

19. yüzyılın sonlarında Alman İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti'nin ortaklaşa kurguladığı Berlin-Bağdat ve Hicaz Demir Yolu projeleri, İngiliz İmparatorluğu'nun Süveyş Kanalı üzerindeki deniz tahakkümünü karadan aşmayı hedefleyen rasyonel bir jeopolitik hamleydi. Günümüzde küresel ağırlık merkezinin yer değiştirdiği bu dönemde, benzer bir stratejik zorunluluk yeni bir formda yeniden karşımıza çıkmaktadır.

Braudel'in Uzun Süreli Tarih Kavramı ve Modern Demir Yolu Vizyonu

Fransız tarihçi Fernand Braudel'in "uzun süreli tarih" (longue durée) kavramsallaştırması, siyasi krizlerin ve konjonktürel çatışmaların gelip geçici olduğunu, asıl belirleyici olanın coğrafyanın dayattığı derin ekonomik havzalar olduğunu savunur. Türkiye'nin güney sınırlarından başlayarak Suriye'yi aşan, Ürdün üzerinden Suudi Arabistan'a inen ve Umman uzantısıyla Hint Okyanusu'na bağlanan modern demir yolu vizyonu, Braudel'in tarihsel süreklilik tezinin somut bir örneğidir. Kızıldeniz'deki güvenlik krizlerine ve Süveyş'teki dar boğazlara karşı karasal bir koridor inşa etme fikri, ideolojik bir arzudan ziyade bölgesel tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlama zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

İsrail'in Jeopolitik Endişeleri ve Karmaşık Karşılıklı Bağımlılık

İsrail'in güvenlik bürokrasisi ve stratejik aklı bu devasa entegrasyon projesine derin bir jeopolitik endişeyle bakmaktadır. Özellikle İbrahim Anlaşmaları sonrasında Tel Aviv yönetimi, kendisini Arap dünyasının sermayesi ile Avrupa pazarları arasında vazgeçilmez bir teknolojik ve ticari köprü olarak konumlandırmaya çalışmıştı. Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) gibi girişimler, İsrail'in bu merkezde yer alma stratejisinin temelini oluşturuyordu. Ancak Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Umman eksenindeki bu alternatif hat, İsrail'in "vazgeçilmez transit ülke" argümanını zayıflatmakta ve onu lojistik denklemin çeperine itmektedir.

Robert Keohane ve Joseph Nye'ın "karmaşık karşılıklı bağımlılık" teorisi, devletler arasındaki ekonomik bağların ve lojistik entegrasyonun yoğunlaşmasının siyasi ittifakları kalıcı hale getirdiğini öne sürer. İsrail'in asıl korkusu, Körfez sermayesinin ve Asya ticaretinin Anadolu rotasına demirlenmesiyle birlikte bölgedeki diplomatik pazarlık gücünü kaybetme ihtimalidir. Malın ve yatırımların aktığı güzergâh, politik sadakati de kendi etrafında şekillendirecektir. Bu nedenle Tel Aviv, komşularıyla asimetrik bir ekonomik bağ kurmaya çalışırken doğal coğrafyanın sunduğu geniş havza, İsrail'in stratejik manevra alanını daraltmaktadır.

Diplomasi ve Bölgesel Normalleşme: Projenin Ön Koşulları

Demir yolu projesinin muazzam potansiyelini değerlendirirken meseleye hamasi bir zafer edasıyla yaklaşmak veya Orta Doğu'nun katı gerçekliklerini göz ardı etmek analitik bir miyopluk olacaktır. Bu vizyonun hayata geçmesi, devasa bir diplomatik mesaiyi ve kalıcı bir bölgesel normalleşmeyi zorunlu kılmaktadır. Suriye'de Ahmet eş-Şar'a liderliğinde yeni bir hükümetin kurulması ve ülkenin köklü bir değişim sürecine girmesi, Türkiye'nin bölgesinde istikrarlaştırıcı bir aktör olarak üstlendiği yapıcı rolün somut bir göstergesidir. Ürdün ile ilişkilerin ivme kazanması ve Suudi Arabistan ile çok boyutlu yakınlaşma da göz önüne alındığında, jeopolitik bir yapbozun parçaları Umman'a uzanan bu güzergâhta yerine oturmaktadır. Milyarlarca dolarlık bir altyapı yatırımının işlemesi, hattın geçtiği tüm ülkelerde asgari bir siyasi mutabakat ve kesintisiz bir güvenlik mimarisi gerektirmektedir.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Refah Kalkanı: Tarihsel Süreklilik ve Gelecek Perspektifi

İngiliz tarihçi Eric Hobsbawm, demir yollarını basit bir ulaşım aracı olarak görmeyip mekânı fetheden, coğrafyayı dönüştüren ve yeni bir iktisadi düzen inşa eden bir aygıt olarak tanımlamıştır. Bu tanım, bugünün Orta Doğu jeopolitiği için geçerliliğini korumaktadır. Sultan II. Abdülhamid'in bir asır önce bölge coğrafyasını emperyal tasalluttan korumak ve iç hatları tahkim etmek amacıyla hayata geçirdiği vizyon, bugün yeniden tarih sahnesine çıkmaktadır. Modern Hicaz Demiryolu hattı ve Umman'a uzanan lojistik vizyonu, Türkiye'nin coğrafyasını rasyonel bir refah kalkanına dönüştürebileceğine dair önemli bir perspektif sunmaktadır. İsrail'in bu süreçten duyduğu ontolojik rahatsızlık, değişen küresel düzende dışlayıcı ve kaba güce dayalı politikaların miadını doldurduğunun bir göstergesidir. Ancak demir ağların Orta Doğu'nun kaderini yeniden yazması, ancak sabırlı, çok taraflı ve gerçekçi bir diplomasi ile mümkün olacaktır. Tarih, coğrafyayı kendi lehine okuyabilenlerin yanında dursa da, o coğrafyayı istikrara kavuşturmak her zaman meşakkatli bir devlet aklı gerektirir.