Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2026 yılının Ocak-Mart döneminde sanayinin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 17,7'ye, imalat sanayiinin payı ise yüzde 14,9'a geriledi. Bu oranlar, 2009 yılından bu yana en düşük seviyeler olarak kaydedildi. Sanayinin payı, 2022'nin ilk çeyreğinde yüzde 27,9 ile zirve yaptıktan sonra her çeyrek düşerek bugünkü seviyeye indi. İmalat sanayiinin payı ise 2021 sonu ve 2022 başında yüzde 23,6 ile son 25 yılın en yükseğini görmüştü.
Gerilemenin Nedenleri
Bu düşüşte, son yıllarda uygulanan yüksek faiz politikası, artan finansman maliyetleri ve iç talepteki yavaşlama etkili oldu. Sıkı para politikasıyla krediye erişimin zorlaşması ve faiz oranlarının yükselmesi, yatırım ve üretim iştahını zayıflattı. İşletmeler, işletme sermayesi finansmanında ve yeni kapasite yatırımlarında daha temkinli davranıyor. İç pazardaki tüketim talebindeki yavaşlama da sanayi üretimini aşağı çeken unsurlar arasında yer alıyor.
Sanayicilerin uzun süredir dile getirdiği en önemli sorunlardan biri, maliyet artışları ile döviz kuru arasındaki dengenin bozulması. Son iki yılda ücretler, enerji, kira ve finansman giderlerinde hızlı yükseliş yaşanırken, döviz kurunun enflasyonun gerisinde kalması, özellikle ihracatçı imalat sanayiinin rekabet gücünü zayıflattı.
Dış Talepteki Zayıflık ve Sektörel Etkiler
Dış talepteki zayıf görünüm de tabloyu ağırlaştırıyor. Avrupa Birliği başta olmak üzere Türkiye'nin ana ihracat pazarlarında ekonomik büyümenin yavaş seyretmesi, siparişlerin azalmasına neden oluyor. Tekstil, hazır giyim, otomotiv yan sanayi, demir-çelik ve makine gibi ihracata duyarlı sektörlerde kapasite kullanım oranları gerileme eğilimi gösteriyor. Bazı firmalar üretimlerini azaltırken, bazıları yatırımlarını ertelemeyi tercih ediyor.
Hizmet Sektörünün Yükselişi
Sanayinin milli gelir içindeki payının gerilemesinde hizmet sektörünün güçlü performansı da etkili oluyor. Turizm gelirlerindeki artış, ulaştırma, ticaret, finans ve bilgi-iletişim faaliyetlerindeki büyüme, hizmetler sektörünün GSYH içindeki ağırlığını artırıyor. Bu nedenle sanayi üretimi mutlak olarak büyüse bile hizmetler sektörünün daha hızlı genişlemesi, sanayinin toplam ekonomi içindeki payını aşağı çekiyor. İlk çeyrek verileri, Türkiye ekonomisinde büyümenin giderek daha fazla hizmetler sektörü tarafından taşındığını, sanayinin ise ağırlığını kaybettiğini ortaya koyuyor.
Geleceğe Dönük Beklentiler ve Yapısal Reform İhtiyacı
Sanayinin yeniden güç kazanabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, yüksek teknoloji üretiminin teşvik edilmesi ve ihracatçıların rekabet gücünü destekleyecek politikalara ağırlık verilmesi gerekiyor. Üretim maliyetlerini azaltacak yapısal reformlar ile öngörülebilir ekonomi politikalarının yatırım kararlarını hızlandırması bekleniyor. Önümüzdeki dönemde uygulanacak politikalar, bu eğilimin kalıcı bir yapısal dönüşüme mi yoksa geçici bir konjonktürel zayıflamaya mı işaret ettiğini belirleyecek.
Uzmanlar, paydaki düşüşün yalnızca istatistiksel bir değişim olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. İmalat sanayii, yüksek katma değer üretimi, ihracat kapasitesi, teknoloji geliştirme ve nitelikli istihdam açısından ekonominin temel taşı olarak görülüyor. Bu nedenle sanayinin GSYH içindeki payının düşüşü, uzun vadede ekonomik büyüme ve kalkınma hedefleri açısından risk oluşturuyor.



