Son 50 yılda kaç kez barış hayali kurduk, kaç kez “yolun sonuna geldik” dedikten sonra hayal kırıklığına uğradık, inanın hatırlamıyorum. Bugün ise Türkiye farklı bir noktada. Nihayet terör belasının çözümünde yolun sonuna gelindi. Kamuoyundaki destek de bunu gösteriyor: Terörsüz Türkiye’ye destek yüzde 70’lerde. Hukuki çerçeve ise önümüzdeki hafta Meclis’te; çerçeve yasa görüşülecek.
Bu noktaya gelinirken yaşananları unutmadım. Sorunu ilk seslendiren ve örgütle ilk görüşme hamlesini yapan rahmetli Turgut Özal’dı. 90’ların başında genç bir muhabirken Öcalan’la Bekaa Vadisi’ne giden ilk gazeteciler arasındaydım. Umutla gitmiştik; Özal’ın “şüpheli ölüm” haberi gelince hayal kırıklığıyla dönmüştük.
Karanlık 90’lar ve Sonuçsuz Barış Çabaları
Sonrasında gelen 90’lı yılları dehşet içinde yaşadık. Terör saldırıları, faili meçhul cinayetler, infazlar, köy yakmalar, köy boşaltmalar ve şehirleri kuşatan devasa bir iç göç... Emperyalist odaklar ile içerideki darbeci güçlerin ittifakı, terörü durdurmak yerine körükledi. Türkiye’ye ağır bedeller ödetti, nefes almasını ve ayakları üzerinde durmasını engelledi. Yazılan raporlar, yürütülen barış çabaları hep sonuçsuz kaldı.
Ecevit döneminde Öcalan’ın yakalanması ve Avrupa Birliği’yle görüşmelerin başlatılması bir ara dönem yarattı; ancak arkası gelmedi. Milenyum sonrasında AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi ve Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olması bazı çevreleri rahatsız etti. Terör düğmesine yeniden basıldı ve PKK, muhafazakâr-demokrat iktidara karşı bir sopa gibi kullanıldı.
Erdoğan’ın Diyarbakır Çıkışı ve Demokratik Adımlar
Bu kirli oyuna rağmen 2005 Ağustos’unda ezber bozan bir gelişme yaşandı. Başbakan Erdoğan, Diyarbakır’da “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyerek yeni bir yolculuk başlattı. Olağanüstü hâl yasası dâhil onlarca antidemokratik uygulamaya son verildi. 24 saat kesintisiz Kürtçe yayın yapan televizyon açıldı. Terör ve silahın devreden çıkarılması için 2009’dan itibaren açılım süreçleri başlatıldı.
Ancak her demokratikleşme adımı yalnızca PKK tarafından değil, iç ve dış vesayet odakları tarafından sabote edildi. Devletin kılcal damarlarına sızan FETÖ de bu dönemde devreye girdi. Onlarca tuzak kuruldu, süreç sekteye uğratıldı. Buna rağmen Başbakan Erdoğan direndi ve meydan okudu: “Terörü bitirmek için baldıran zehri de olsa içmeye hazırım.” Bu meydan okuma ve Türkiye’nin 2013’te IMF’yle ilişkisini bitirmesi, iç ve dış vesayet odaklarını çılgına çevirdi.
15 Temmuz ve Son Oyun
O andan itibaren akla hayale gelmeyen terör saldırıları, kalkışmalar ve siyasi tuzaklar birbirini izledi. Yetmedi, Suriye üzerinden küresel bir operasyon çekildi. O da yetmeyince FETÖ aparatı devreye girdi ve 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi yaşandı. Başkan Erdoğan ve Erdoğan’a sahip çıkan millet, o darbeyi de püskürttü. Erdoğan o yıl şöyle demişti: “Ülkemizde oynanmak istenen oyunu bir kez daha bozduk. Bundan sonra inşallah Suriye’de oynanan oyunu da bozacağız, Irak’ta oynanan oyunu da bozacağız, Libya’da oynanan oyunu da bozacağız.”
İşte bugün, artık “son oyunu” da bozmanın eşiğindeyiz. Bu noktada bir kişinin adını anmadan geçemeyeceğim: MHP lideri Devlet Bahçeli. Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te yaptığı tarihi konuşma, bugünlere uzanan sürecin kilidini açtı.
Meclis’e ve Partilere Düşen Görev
Şimdi görev, Meclis’te var olan bütün partilere, en başta da “Bu sorun Meclis’te çözülür” diyen CHP’ye ve CHP’den ayrılan Yeni Parti’ye düşüyor. Türkiye Yüzyılı asıl şimdi yeni başlıyor. Bi xêr hatî aştî... Hoş geldin barış...



