Siyonizm'in Kökeni ve İsrail'in Doğuşu: Batı'nın Kolonyal Mirası
Siyonizm'in Kökeni: Batı'nın Kolonyal Mirası

Mardin Artuklu Üniversitesi'nden Dr. Mehmet Rakipoğlu, İsrail'in kuruluşunu ve Siyonizm'in ortaya çıkışını analiz eden kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Rakipoğlu'na göre, bu süreç genellikle Orta Doğu'nun yerel dinamiklerine indirgenerek açıklanmaya çalışılıyor. Oysa meselenin tarihsel ve kavramsal ekseni, coğrafyanın çok ötesinde, Batı düşüncesinin derinliklerinde yatıyor.

Yahudi Meselesi ve Batı'nın Dışlama Pratiği

Dr. Rakipoğlu, 19. ve 20. yüzyıl Avrupa'sında "Yahudi meselesi"nin sadece bir toplumsal önyargı olmadığını vurguluyor. Bu mesele, devlet aklının ürettiği bir yönetilebilirlik problemi ve kimlik mühendisliği pratiğiydi. Yahudilerin "Avrupa'nın dışında" konumlandırılması, siyasi elitler tarafından kurumsallaştırılan sistematik bir dışlama biçimiydi.

Bu bağlamda Siyonizm, Avrupa'nın Yahudileri kıtada tutma konusundaki isteksizliği ile Yahudilerin güvenlik arayışı arasındaki tarihsel gerilimin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Filistin'in seçilmesi, teolojik nedenlerden ziyade karmaşık bir stratejik hesaplamanın sonucuydu. Arjantin ve Doğu Afrika gibi alternatifler tartışılmış, ancak Filistin, Britanya'nın bölgedeki planlarının bir parçası haline gelmişti.

Yerleşimci Kolonyalizmin İzleri

Mandater sistem, demografiyi dönüştürmek, mülkiyet rejimini yeniden yapılandırmak ve yerel nüfusu marjinalleştirmek için kullanılan bir araç oldu. Rakipoğlu, Filistin topraklarında kurulan yapının klasik Avrupa yerleşimci kolonyalizminin tüm izlerini taşıdığını belirtiyor. Sömürgeci hukuk düzenlemeleri, "medeniyet misyonu" söylemi, toprağın "boş" veya "geri kalmış" olarak tasviri ve nihayetinde mekânın ulusal bir projeyle yeniden yazılması bu izlerden bazıları.

Bu bağlam, İsrail'in doğuşunu tarihsel olarak Kanada, Avustralya veya Cezayir'den ayırmıyor; aksine, bu örneklerle paylaştığı epistemik ortaklığı gözler önüne seriyor. İsrail'in bugün sergilediği toprak gaspı, zorla yerinden etme ve sistematik şiddet gibi pratikler, bu tarihsel sürekliliğin bir parçası.

Batı'daki Dönüşüm ve Geleceğin Parametreleri

Rakipoğlu'na göre, İsrail'in uluslararası meşruiyeti, bölgesel kapasitesinden değil, Batı'nın kendi tarihsel kırılganlıklarından kaynaklanıyor. Avrupa için İsrail, antisemitizmden kaynaklanan iç çelişkiyi dışarı taşıyan bir "çözüm mekânı" işlevi gördü. ABD ise İsrail'i Soğuk Savaş döneminde bölgeyi kontrol etmek ve Sovyet nüfuzunu dengelemek için stratejik bir araç olarak kullandı.

Ancak bu durum değişiyor. Özellikle 2020'lerden itibaren Amerika'nın iç sosyolojisindeki değişim, İsrail'e verilen koşulsuz desteğin zeminini aşındırıyor. Üniversitelerdeki protestolar, bürokrasi içindeki mikro direnişler ve yeni nesil medya aktörleri, siyasi elit üretim mekanizmasında bir kırılmaya işaret ediyor.

Batı kamuoyunda yükselen Filistin dayanışması, sadece geçici bir moral dalga değil. Bu, Batı modernliğinin kolonyal mirasıyla hesaplaşmasının yeni bir aşamasını temsil ediyor. Dijital çağın hızlandırıcı etkisiyle yayılan görüntüler, genç kuşağın zihinsel haritasını yeniden çiziyor. Bugünün öğrenci aktivistleri, yarının karar vericileri olacak ve onlar için İsrail, "dokunulmaz bir istisna" olmaktan çıkıp kolonyal şiddetin güncel bir formu olarak anlam kazanıyor.

Sonuç olarak Dr. Mehmet Rakipoğlu, İsrail'in ortaya çıkışının Batı'nın tarihsel krizlerini Filistin'e yerleştirdiği bir mekânsal ve ideolojik proje olduğunu vurguluyor. Bu projenin gelecekteki sürdürülebilirliği ise, Orta Doğu'daki güç dengelerinden çok, Batı toplumlarının kendi kolonyal miraslarıyla nasıl yüzleşeceğine bağlı görünüyor.