Salih Tuna, köşe yazısında CHP'li seküler çevrelerin muhafazakâr kesime yönelik önyargılı ve aşağılayıcı tutumlarını sert bir dille eleştiriyor. Yazara göre, bu çevreler kendilerini en rasyonel, en akıllı ve en aydınlanmacı olarak görürken, muhafazakârları 'nakilci, teslimiyetçi ve geleneksel' olarak etiketlemektedir. Bu tutum, 'kolektif ötekileştirme' olarak tanımlanıyor ve bir 'saman adam' yaratma çabası olarak nitelendiriliyor.
Bekir Coşkun Örneği ve Ötekileştirme
Tuna, bu ötekileştirmenin somut bir örneği olarak merhum gazeteci Bekir Coşkun'un bir olayını aktarıyor. Coşkun, fotoğraf çektiren başörtülü bir kadını 'Fotoğraf makinesi gâvur icadı değil mi?' diyerek aşağılamaya çalışmıştı. Yazar, bu tür davranışların münferit olmadığını, aksine seküler zihniyetin muhafazakârlarla alay etme ve üstünlük kurma yöntemlerinden biri olduğunu belirtiyor.
Seküler Çevrelerin Özeleştiri Eksikliği
Yazıda, CHP'li seküler çevrelerin aynaya bakma cesaretinden yoksun olduğu vurgulanıyor. Tuna, bu kesimin eleştirdiği 'muhafazakâr bağnazlığın' seküler bir versiyonunu kendilerinin ürettiğini savunuyor. 'Yankı odaları' ve 'konformist fildişi kuleler' olarak tanımladığı bu ortamlarda, entelektüel özgürlük ve özgün felsefi üretkenlik bulunmadığını ifade ediyor. Bunun yerine 'gardırop Atatürkçülüğü, Erdoğan düşmanlığı ve ucuz hamaset' olduğunu belirtiyor.
Eleştiri Kültüründen Uzaklaşma
Tuna, bu çevrelerin eleştiri kültüründen ne zaman bu kadar uzaklaştığını sorguluyor. Kendi içlerinden gelen farklı seslere tahammülsüz olduklarını ve daha önce 'en kahraman muhalif' olarak gördükleri kişilere bile 'hain' gibi ağır suçlamalar yönelttiklerini aktarıyor. Yazar, bu durumun 'trajikomik bir paradoks' olduğunu vurguluyor.
Ahlaki ve Entelektüel Sefalet
Yazının sonunda, bu seküler çevrelerin yıllardır eleştirdikleri güç ideolojisi, popülizm ve kontrol mekanizmalarını kendilerinin de yeniden ürettiği ifade ediliyor. Tuna, belediyelerde rüşvet ve nepotizmin yaygınlaştığını, muhafazakâr popülizmin seküler bir versiyonunun ortaya çıktığını belirtiyor. Sonuç olarak, 'tam bir ahlaki ve entelektüel sefalet' yaşandığını söylüyor.



