Dünya, tarihin en büyük ve en hızlı zayıflama çılgınlığıyla karşı karşıya: Ozempic, Mounjaro ve benzeri GLP-1 ilaçları. Hollywood yıldızlarından sosyal medya fenomenlerine uzanan bu akım, sadece bedenleri değil, küresel ekonomiyi de küçültüyor. Yetişkin nüfusunun %40’ının obez olduğu ABD başta olmak üzere, İngiltere ve Almanya’da gıda harcamaları milyarlarca dolar geriledi; dev gıda şirketleri finansal uyarılar yayınlıyor.
Ancak madalyonun bir de karanlık yüzü var. Safra kesesi çamurlaşmasından ilaç bırakılınca kiloların hızla geri alınmasına, Amerika'da açılan dev davalardan dopamin sistemimizin manipüle edilmesine kadar pek çok risk kapıda. Peki, bu kestirme yol bir kurtuluş mu, yoksa insanlığın yeni bağımlılığı mı? Yeni Şafak İnternet Servisi olarak hayata geçirdiğimiz Kayıt serisinde, Türkiye’nin en deneyimli hekimlerinden Dr. Ender Saraç ile zayıflama iğnelerinin anatomisini, gizli tehlikelerini ve uzun yaşamın şifrelerini konuştuk.
Dr. Ender Saraç: "Toptan övmek de toptan yermek de yanlış: Doğru vakayı seçmek şart"
Meslekte 43 yılını geride bırakan ve bugüne kadar 100 binin üzerinde hastayı zayıflattığını belirten Dr. Ender Saraç, zayıflama iğnelerinin kullanımının doktor kontrolü ile olması gerektiğini vurgulayarak konuya temkinli yaklaşıyor:
"Bir dönem mide botoksu, mide kelepçesi, tüp mide modası vardı; şimdi de GLP-1 agonistleri pazarlanıyor. Geçmişte altın çilekten tutun, içine kaçak sibutramin konulan ve organ yetmezliğine yol açan ilaçlara kadar pek çok şey gördük. Bu yeni nesil iğneleri toptan kötülemek de toptan övmek de yanlış. Doğru vakayı seçmek ve kesinlikle bu konuda tecrübeli bir hekim kontrolünde kullanmak şart. Eczaneden kendi başınıza alıp 3-5 kilo vermek için bu maceraya atılmayın."
Dr. Saraç, bu ilaçların şeker hastalığına karşı kan şekerini düşüren, insülin metabolizmasını dengeleyen, göbek-bel civarındaki yağlanmayı ve karaciğer yağlanmasını azaltarak ortalama %15 ila %20 oranında kilo kaybı sağlayan olumlu etkileri olduğunu da sözlerine ekliyor. Ancak bu durumun sadece yüksek beden kitle indeksine sahip, irade kontrolü sağlayamayan ve egzersiz yapamayan klinik hastalar için "denenebilir" olduğunu vurguluyor.
Madalyonun karanlık yüzü: Kas kaybı, safra taşları ve kanser riski
İlaçların yarattığı ilüzyonun arkasında çok ciddi fizyolojik faturalar saklı. Dr. Ender Saraç, bilinçsiz kullanımda ortaya çıkabilecek tehlikeleri şu şekilde sıralıyor:
En Büyük Tehlike Kas Kaybı
"Yeterince protein, mineral alınmaz ve egzersiz yapılmazsa çok ciddi kas kaybı yaşanır. Kaslar bizim mirasımızdır; gitti mi yerine koyması çok zordur. Kastan veriyorsanız, hiç vermeyin daha iyi."
Kanser Riski
"Fare deneylerinde, laboratuvar ortamında tiroidde medüller kanser saptandı. Bu nedenle ailesinde medüller tip tiroid kanseri veya bazı neoplazma (kanser) türleri öyküsü olanlarda bu ilaçların kullanılması kesinlikle önerilmiyor."
Milyarlık Tazminat Davaları ve 'Ozempic Face'
"Amerika’da bağ dokusunun gitmesiyle oluşan hızlı kırışıklık ve pörsüme (Ozempic Face), pankreas sıkıntıları, göz kuruluğu ve hatta körlük gibi yan etkiler nedeniyle 3 ay önce 2.2 milyar dolarlık tazminat davası açıldı. Vitamin ve protein desteği olmadan, yüksek dozda uzun süre kullanımın geç dönem komplikasyonlarını ilerleyen yıllarda daha net göreceğiz."
Sindirim ve Safra Kesesi Sorunları
Bulantı, kusma, ishal ve gaz gibi akut etkilerin yanı sıra, çok hızlı kilo vermeye bağlı olarak safra taşı riski ciddi şekilde artıyor. Dr. Saraç, kliniğinde bu hastaların safra salgılarını artırmak ve mideyi rahatlatmak için mutlaka rezene çayı verdiklerini belirtiyor.
İğne dopamin hazlarını ve sosyalliği törpülüyor mu?
Yapılan araştırmalar, bu iğneleri kullananlarda alkol tüketiminin %77 oranında azaldığını, ekran bağımlılığı ve gereksiz alışveriş yapma dürtülerinin gerilediğini gösteriyor. Bu durum, ilacın beynin ödül ve dopamin mekanizmasını baskıladığının en büyük kanıtı.
Dr. Ender Saraç, bu psikolojik dönüşümü şöyle açıklıyor:
"Çok kilolu olan insanlar genelde yaşam gustosu olan, yemeyi, içmeyi, sosyalleşmeyi seven neşeli insanlardır. Bu iğneye başlandığında elinizden hayattaki en büyük zevkiniz alınmış oluyor. Bu da ruhsal açıdan asosyalleşmeye, neşenin düşmesine ve kişinin içine kapanarak ekrana yönelmesine neden olabiliyor."
"İğneyi göbeğinize değil beyninize yapacaksınız"
İlaç kesildikten sonra kiloların hızla geri alındığı gerçeğine dikkat çeken tecrübeli hekim, en kritik noktaya parmak basıyor:
"Siz bu iğneyi kestikten sonra kiloyu geri alıyorsunuz ama sıkıntı şurada: Verirken kas ve kemikten veriyorsunuz, geri alırken ise en kötü yerden; göbek ve beldeki yağdan alıyorsunuz. Benim buradaki en büyük fonksiyonum, iğne bırakıldıktan sonraki o geri alma riskini yönetmek. İğneyi veya tüp mideyi buraya, yani beyninize yapacaksınız."
Dr. Saraç, kasları korumak için kreatin, kaliteli protein, karaciğeri korumak için enginar, antienflamatuvar olarak zerdeçal ve iştahtan kaçınmak için porsiyonları küçültüp koyu lacivert tabaklar kullanmak gibi bilinçaltı tekniklerinin önemini vurguluyor. Kendisinin 67 yaşında olduğunu ve 40 yıldır aynı kiloda kaldığını belirterek, "Hayatımda ne zayıflama iğnesi ne ilaç kullandım. Beden bir emanet; ona ve ruha iyi bakarsanız obezite zaten kolay kolay olmaz" diyor.
Geleneksel aile yapısından huzurevine: "Tek çocuklu modern dünyanın sonu"
Dr. Ender Saraç, modern toplumun evlilik ve çocuk yapma alışkanlıklarındaki radikal değişimin, gelecekte çok ciddi bir toplumsal krize ve yalnız yaşlılığa kapı araladığını çarpıcı kıyaslamalarla anlatıyor. Kendi meslek hayatından ve geçmişten örnekler veren tecrübeli hekim, "1984-86 yıllarında Erzurum'un kırsalında mecburi hizmet yaptım. O dönemlerde ailelerde 12-13 çocuk olurdu. Büyük abla bakmazsa küçük erkek kardeş, o bakmazsa ortanca, o da olmazsa gelin yaşlılara yardım eder, bakardı. Babaannelerimiz, dedelerimiz 4-5 kardeşli geniş ailelerde büyüdü" diyerek geçmişteki güçlü aile içi bakım ağını hatırlatıyor. Bugün ise tablonun tamamen tersine döndüğünü vurgulayan Dr. Saraç, genç neslin acı realitesini şu sözlerle özetliyor:
"Şimdiki hanım kızlarımız ve erkeklerimiz ya hiç evlenmiyor ya da çok geç evlenip sadece tek bir çocuk yapıyor. Türkiye’de doğum oranları artık birin altına indi, hızla yaşlanan bir nüfusa sahibiz. Bu modern ve egoistçe yaşam tarzıyla gençlikte 'Bana ne kardeşim, ben keyfime bakarım, sigaramı da içerim, alkolümü de alırım, spor da yapmam' diyerek bedeninize kötü bakarsanız, bunun faturasını ileride çocuklarınız, hatta torunlarınız ödemek zorunda kalıyor. Siz geliyorsunuz 85-90 yaşına ve tıp sayesinde hemen ölemiyorsunuz; Alzheimer, bypass, kemoterapi, kemik erimesi derken süreç uzuyor. Siz 85 yaşındayken, tek çocuğunuz zaten 65 yaşına gelmiş oluyor. O tek çocuk tek başına işe mi gitsin, size para mı yetiştirsin, hemşire mi tutsun? Çoğumuzun sonu artık maalesef huzurevi. Kendimize hem bedenen hem de manen iyi bakmak zorundaydık, bu aynı zamanda en büyük kul hakkıdır. Kendi neslimize maddi ve manevi birer yük olmamak için genç yaşta sağlığımızın kıymetini bilmeliyiz."
Dr. Ender Saraç'tan Kısa Kısa...
Röportajımızın sonunda Dr. Ender Saraç’a merak edilen güncel soruları yönelttik:
18-35 yaş arası bir genç için en önemli 3 takviye nedir?
"D3 vitamini, magnezyum (özellikle glisinat formu) ve omega-3."
Bir hekim olarak asla yaptırmam dediğiniz cerrahi işlem hangisidir?
"Acil durumlar hariç, şu anki kafamla radikal bir estetik ameliyat (örneğin yüz germe) yaptıracağımı sanmıyorum."
Dijital çağda anne-babalara çocuklarını korumaları için öneriniz nedir?
"Gerçekçi olalım; artık anne ve babalarda çocuklara dijital dünyada söz geçirecek bir güç yok. Güç artık sosyal mecrada. Anne-baba kendi kuşağının kurallarını dikte etmeye kalkarsa sürtüşme artar ve çocuk reddeder. Yapılacak tek şey; daha kuantum düzeyinden bir hayır duası etmek, çocukların masum olduğu anlarda onlara sarılmak ve verebildikleri kadar sevgi vermek. Çocuklar artık ebeveyn kontrolünde değil."
Düzenli yürüyüşün hastalıklara etkisi nedir?
"Yürüyüş ve maneviyatın güçlenmesi, hastalıklara karşı koruyucu bir şemsiyedir. Özellikle kadınlarda düzenli yürüyüş meme kanserine karşı ciddi bir koruma yardımı sağlar. Yürüyüş hem mutluluk hormonlarını artırır hem de vücudun toksin atmasına yardımcı olur."



