Bir yanda iki saatte bir emzirdiği 9 aylık bebeği Alya, diğer yanda Kuzey Kutbu'nun eksi derecelerdeki suları... Kuzey Kutbu'nun dondurucu sularında yüzen ilk Türk olmaya hazırlanan Deniz Kayadelen ile, annelikle ekstrem spor arasındaki ince çizgiyi, güç savaşlarını ve insanlığın yeni korkusu yapay zekayı konuştuk: “Asıl mücadele buzlu sularda değil, yukarıda... Çünkü zirveye çıktıkça seni çekemeyenler artıyor”
Buzlu Suların Güçlü İsmi
O, buzlu suların dünyadaki en güçlü isimlerinden biri. Manş Denizi'ni, Catalina Kanalı'nı ve Hudson Nehri'ni geçerek 'Triple Crown' unvanını alan, Nepal'de 6 bin 400 metre yükseklikte kırılması imkânsız bir Guinness Rekoru'na imza atan Türkiye'nin ilk kadın buz yüzücüsü Deniz Kayadelen... Altı dünya şampiyonluğu olan Kayadelen, şimdilerde 9 aylık bebeği Alya ile yeni ve sarsıcı bir ilke hazırlanıyor: Kuzey Kutbu'nun dondurucu sularında yüzen ilk Türk olmak. Endüstri psikoloğu ve lider koçu olan Kayadelen ile anneliği, konfor alanını terk etmeyi, güç savaşlarını ve insanlığın yeni anksiyetesi yapay zekayı konuştuk.
Kuzey Kutbu Hedefi Nasıl Doğdu?
-Yakında Kuzey Kutbu'nda buzlu sularda yüzen ilk Türk olacaksınız. Kutuplarda -10 derecede yüzme fikri nasıl doğdu?
- En büyük hayalim Antarktika'ydı. Ancak bebekle oraya gitmek güvenlik açısından kabul edilmiyor. Anne olunca şartların değiştiğini, hayatınıza yeni dinamiklerin girdiğini kabul etmeniz gerekiyor. Ama benim lügatimde durmak yok. Madem Antarktika şimdilik olmuyor, ben de rotayı Kuzey Kutbu'na çeviririm dedim. Dünyada yeniden bir ilke imza atmak, o sularda yüzen ilk Türk olmak için yola çıkıyorum. 14-19 Temmuz arasında ekibimle orada olacağım.
Annelik ve Spor Kariyeri
-Anne olmak ekstrem bir sporcu olarak hayatınızı nasıl etkiledi? "Alya olmasa daha iyi yüzerdim?" dediğiniz olmuyor mu hiç?
- Asla! Alya'nın gelişi sonrası Avrupa Şampiyonası'nda iki altın madalya kazandım. Bunu tabuları yıkmak için başarmak zorundaydım. "Anne oldun, senden geçti artık" ezberini bozmak için yüzdüm. Alya 9 aylık ve hâlâ iki saatte bir emziriyorum. Gece uykumdan fedakârlık edip iki saatte bir uyanıyorum. Yani önce bebek, sonra ben. Doğal olarak bir enerji düşüklüğü ve uykusuzluğun getirdiği zorluklar oluyor ama anneliğin verdiği o his tarif edilemez, farklı bir güçle yoluma devam ediyorum. Bu bana ve beni izleyen insanlara farklı bir ilham veriyor.
- Anne olmak ile spor kariyeri arasında ikilemde olan kadınlara bir psikolog ve sporcu olarak ne tavsiye edersiniz?
- Daima tutkunuzun peşinden gidin. Çünkü kendiniz mutlu olmazsanız, bir başkasını mutlu edemezsiniz. Kulağa ilk başta egoistçe veya bencilce gelebilir ama kesinlikle değil. Uçaklardaki temel kuralı unutmamalıyız: Önce kendi oksijen maskenizi takacaksınız, sonra bebeğinize. Tabii ki bebeğin ihtiyaçları her zaman ön plandadır ama eğer sizin hayattaki varoluş amacınızdan biri üretmek ve başarmaksa, sırf anne oldunuz diye kendinizden komple vazgeçmek büyük bir hatadır. Bu durum birkaç sene sonra psikolojik olarak patlak verebilir. İçsel pişmanlıklar, gizli hırslar oluşur ve anne farkında olmadan bu acıyı çocuktan çıkarabilir. "Senin için kariyerimi bıraktım, şimdi sen de benim için şunu yap" diyerek çocukla içsel çatışmalar yaşayan çok lider gördüm. O yüzden her kadın sorumluluklarını bilmeli, çocuğuna sahip çıktığı kadar kendi ruhuna ve ihtiyaçlarına da sahip çıkabilmeli.
Her Gün Alya İçin Şükrediyorum
- Otelinizden çıktıktan sonra yolda yürürken sorularıma yanıt verirken, bakıcı olmasına rağmen bebek arabasını hep siz sürdünüz. Neden güvenli bir alanda bırakmıyorsunuz?
- Bebeğim 9 aylık, benimle tam 8 ülke gezdi. Havuzda kenarında, sahnelerin kulislerinde hep yanımdaydı. Ben onun bu şekilde gelişmesini, dünyayı görerek büyümesini istiyorum. Onu evde, sadece steril bir odada, annesinden uzak büyütmek bana doğru gelmiyor. Uçağa da bindi, otobüse de, minibüse de... Çok şükür hiçbir ciddi hastalık geçirmedi. Hayatın içinde, bağışıklık kazanarak büyüyor. Evet, arkamda güçlü bir destek sistemim var ama eğer ben oradaysam, bebeğimin maksimum zamanı benimle geçirmesini isterim. Kimse bir bebeği annesi gibi sevemez. Her gün Allahıma şükrediyorum; her gün Alya'nın doğum gününü kutluyorum. Her sabah öperek "İyi ki doğdun, iyi ki varsın" diye kucağıma alıyorum.
Eşi Tedirgin Ama Sorumluluk Annede
- Sizin gibi güçlü, sınırları zorlayan ve ekstrem hedefleri olan bir kadınla evli olmak kolay olmasa gerek?
- (Gülüyor) Evet, sanırım benimle birlikte olmak, tempoma ayak uydurmak pek kolay değil. Mesela 1 kilometrelik bir buz yüzüşü denemesi yapacağım zaman o haklı olarak çok çekindi. "Kuzey Kutbu'nda 1 kilometre riskli, 500 metreyi geçme, sen bize lazımsın" dedi. Son dönemde üzerime titremesi ve ilgisi daha da arttı, risk almamı istemiyor. Ama kararlarımızı hep konuşarak, ortaklaşa alıyoruz. Beni her zaman destekliyor. İş hayatındaki esnekliğim onun da işine geliyor çünkü kendisi de çok yoğun çalışıyor, yeni bir start-up kurdu. Bir şekilde hayatı dengeliyoruz. Günün sonunda her iki taraf çalışsa bile, çocukla ilgili ana sorumluluk genelde annede kalıyor. Bu yüzden Alya iş ve spor projelerimde hep benimle geziyor. Babası da doğal olarak bizi çok özlüyor.
Erkek Egemen Dünyada Zorluklar
- Kariyerinizde yükselirken erkek egemen dünyada zorlandınız mı?
- Yüzme kariyerimi bugüne kadar hep erkek sporcular destekledi, onların hakkını asla yiyemem. İlk defa dondurucu sulara sokup antrenman yaptıran, bendeki potansiyeli görüp "Hadi Dünya Şampiyonası'na gidiyoruz" diyen kişi dünya rekortmeni Hamza Bakırcıoğlu'ydu. Beş yıl önce, pandeminin tam ortasında bana o el verdi. Keza Uluslararası Buz Yüzme Derneği Başkanı da, Guinness rekoru sürecinde kontenjanını bana devrederek en büyük destekçim oldu. Spor dünyasında erkeklerden yana hep bir centilmenlik gördüm. Ancak kurumsal şirket hayatında ve ne yazık ki özel ilişkilerde o acımasız güç savaşlarını çok sert yaşadım.
Başarı Kazandıkça Rahatsızlık Başlıyor
- Nasıl yani?
- Başarı kazandıkça, ön plana çıktıkça insanların size bakışı değişiyor. Kadın veya erkek fark etmez; zirveye çıktıkça oksijen daralıyor. Yükseğe çıktıkça yalnızlaşıyorsunuz. Bunu kaldırabilenlerin o zirveye çıkması lazım. Yolculukta bazı dostlar, insanlar kıskançlıklarından hayatınızdan tek tek kayboluyor. Eski profesyonel hayatımda profilime "Dünya Şampiyonu" yazdığım için eski şirketimdeki bazı yöneticiler rahatsız olmuştu. "Neden bunu yazdın?" diye hesap soruyorlardı. Diğer çalışanlar profiline "İki çocuk annesi, iyi yemek yapar" yazarken kimse ses çıkarmıyordu ama dünya şampiyonluğum birilerine batmıştı. Ben ne yaptım? İnadına üzerine gittim. Pankartlar yaptırıp o şirketin sahnelerinde yine ilham konuşması yaptım. Özel hayatımda da benzer durumlar oldu; kariyerimde vites artırdığım, maaşımın yükseldiği ve şirketin bana lüks bir araç tahsis ettiği dönemde de hazımsızlıklara şahit oldum. Bu tarz insanlara verilecek en güzel cevap, yolunuzdan şaşmamaktır. Kendi ışığınızı başkalarının gölgelemesine izin vermeyin, ışığınızı daha da artırın.
- Bazı anneler de size tepkili sanırım...
- "Çocuğunu neden o sulara sokuyorsun?" diyorlar. Ben çocuğumu hiçbir suya sokmazsam, 10 yaşına geldiğinde deniz için "Aaa kirli, pis, hastalık bulaşır" diyecek. Anne olarak şimdiden onu doğaya ve suya alıştırırsam, çocuk buna karşı bağışıklık kazanacak. Yarın öbür gün soğuk suya da girse, dalgalı denize de girse onun için normal olacak. İşte konfor alanı budur. Kendimize risk almak için ne kadar izin veriyoruz? Anne ve babanın çocuğa örnek olması, yaz-kış demeden ona o güvenli alanı açıp sporu aşılaması gerekiyor. Risk almaktan korkuyoruz.
Zirvedeki Liderler Hayal Kurmayı Unutmuş
- Dünyanın büyük şirketlerinde liderlik koçluğu yapıyorsunuz. Çok başarılı, zengin plaza insanlarında sizi ne şaşırtıyor?
- Sahnede onlara "Hiç korkunuz olmasa ne yapardınız? Gerçek hayaliniz ne? Neden her sabah o işe gidiyorsunuz?" diye soruyorum. İnanır mısınız, bazen koca salondan tek bir cevap bile alamıyorum. 40-50 yaşına gelmiş, zirvede oturan, çok iyi paralar kazanan o başarılı insanlar, "Ben hayal kurmayı unuttum" diyorlar. Ya da "İyi bir maaş almak, ev almak, para biriktirmek" diyorlar. "Tamam, evi aldın, parayı biriktirdin, peki sonraki amacın ne?" diyorum, kalıyorlar. Hayat maddi güçlüklerden ibaret kalmamalı. Beni en çok üzen şey, insanların artık hayal kurmaktan bile korkar hale gelmiş olması.
- Bu pesimizm dünyanın en büyük sorunu sanırım...
- Evet, küresel bir sorun. İsviçre'de yaşıyorum, orada da durum aynı. Almanya'daki şirketlere koçluk yapıyorum, Almanlar çok daha beter! Gelecek kaygıları çok yüksek. "Yapay zeka işimizi elimizden alacak, emekli maaşımız yetmeyecek" diye anksiyete yaşıyorlar.
Özgün Bir Niteliğin Olursa Yapay Zekadan Korkmazsın
- Bir psikolog ve sporcu gözüyle bakınca yapay zeka insanlık için bir tehdit mi, yoksa fırsat mı?
- Yapay zeka muazzam bir fırsat kapısı ama iş dünyasında ciddi bir anksiyete dalgası var. Özellikle gençlerde "Ben kimim?" sorusu doğmaya başladı. Çünkü artık her şeyi, her türlü metni veya tasarımı yapay zekaya yaptırabiliyorsunuz. Peki o zaman sizi siz yapan, geriye kalan özgün niteliğiniz ne? Seni sen yapan, robotlaşmamış, kopyalanamaz özgün bir niteliğin olsun. İşte o zaman yapay zekadan korkmazsın. Eğer biz de robot gibi sadece kopyala-yapıştır yaparsak, yapay zeka tabii ki bizi geçer ve işimizi alır. Ama biz insan olarak özgün kişiliğimize sadık kalıp, kendimizi dönüştürüp yapay zekayı bir araç olarak çıkarlarımız için kullanırsak kazanan biz oluruz. En önemli şey zihinsel olarak esnek kalabilmek ve korkusuzca yaşayabilmek. Korkuyla hayat geçmez.
Kuzey Kutbu'nda Yanımızda Avcı Olacak
Korkusuzluk dediniz ama Kuzey Kutbu'nda sizi bekleyen somut tehlikeler var. Örneğin kutup ayıları... Hiç mi korkmuyorsunuz?
- Tabii ki korkuyorum. Korkmak çok insani bir duygu. Korkmak sizi hayatta tutar. Ama bunu korkularıma rağmen yapıyorum zaten. Cesaret korkusuz olmak değil, korkuya rağmen adım atmaktır. Evet, orada ciddi bir kutup ayısı tehlikesi var. Bu yüzden yüzüş yapacağımız bölgeye yanımızda özel bir avcıyla gideceğiz. Allah korusun bir kutup ayısı saldırısı olursa, avcı tüfeğiyle bizi koruyacak. Antarktika'da penguenler vardı, zararsızlardı ama Kuzey Kutbu'nun kuralları çok daha sert. Ekibimizde bir avcı, bir uzman doktor ve bir fotoğrafçı olacak. İnşallah kutup ayılarına yem olmadan (gülüyor) bu ilki gerçekleştireceğiz.



