Algoritmalar Oruç Tutmaz: Ramazan'da Sosyal Medya Neden Yalnızca Yemek Videoları Gösteriyor?
Doğukan Gezer/GZT Genel Yayın Yönetmeni'nin kaleme aldığı analizde, Ramazan ayında sosyal medya platformlarının keşfet sayfalarının neredeyse tamamen yemek içerikleriyle dolmasının ardındaki dijital gerçekler masaya yatırılıyor. "Neden bir anda sosyal medya hesaplarımızda tüm keşfet akışımız yemek videoları oldu?" sorusu, Ramazan'ın dijital yansımalarını anlamak için önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor.
Dijital Ekranlar da Ramazan Sofrası Kuruyor
Ramazan geldiğinde sadece evlerde sofralar kurulmuyor; dijital ekranlar da adeta bir iftar sofrasına dönüşüyor. İftar saatlerine yaklaştıkça şehirlerin ritmi yavaşlarken, sosyal medya platformları tam tersine hız kazanıyor. Telefonlarımızı elimize aldığımızda, keşfet sayfalarımız dev bir mutfak gibi çalışmaya başlıyor:
- Ağır çekimde dökülen şerbetler ve çıtır pideler
- "İftara 30 dakika kala uygulanabilecek pratik tarifler" başlıklı içerikler
- En kolay sahur menüleri ve hızlı yemek önerileri
- Görsel olarak çekici sunum teknikleri
Sanki Ramazan'ın ruhu, yalnızca "ne yiyeceğiz?" sorusuna indirgenmiş gibi bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz. Ancak mesele sadece yemek değil; bunu hepimiz biliyoruz.
Çağımızın Gölge Gücü: Oruç Tutmayan Algoritmalar
Asıl odaklanmamız gereken konu, sosyal medyanın hayatımızı tahakküm altına alan gölge gücü olan algoritmaların işleyiş mekanizması. Algoritmalar oruç tutmaz - bu basit ama önemli gerçeği unutmamak gerekiyor.
Sosyal medya platformlarının öneri sistemleri, bizim niyetlerimizi değil; davranışlarımızı ölçüyor ve analiz ediyor:
- Hangi içeriğe kaç saniye baktığımızı kaydediyor
- Ne tür içerikleri kaydettiğimizi takip ediyor
- Hangi videoları paylaştığımızı ve sonuna kadar izlediğimizi hesaplıyor
- Etkileşim oranlarını sürekli olarak değerlendiriyor
Reuters Institute Digital News Report'un 2023, 2024 ve 2025 versiyonlarında ortaya konan veriler, kullanıcıların özellikle mobil ortamlarda kısa ve görsel yoğun içeriklere daha fazla zaman ayırdığını gösteriyor. Bu durum, platformların "en çok etkileşim alan" içerikleri daha görünür hale getirmesine yol açıyor.
MIT Media Lab'in yankı odaları (echo chamber) üzerine yaptığı araştırmalar da benzer bir gerçeği ortaya koyuyor: Kullanıcı davranışları, benzer içerikleri katlayarak çoğaltıyor. Dijital ortam, ilgi alanlarımızı derinleştirirken aynı zamanda daraltabiliyor. Ramazan'da yemek içeriklerine yönelen kolektif dikkat, kısa sürede keşfet sayfalarını tek boyutlu bir akışa dönüştürebiliyor.
Dijital Sistem Ruhu Değil, Görselliği Büyütüyor
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Yemek içerikleri başlı başına bir sorun değil. Ramazan sofrası kültürdür, paylaşımdır, berekettir. Ancak Ramazan'ı yalnızca yemek üzerinden konuşmak, bu kutsal ayın ruhunu eksik okumak anlamına geliyor.
Oruç, biyolojik bir açlık deneyiminden ibaret değildir; iradenin, sabrın ve iç muhasebenin disiplinidir. Ne var ki dijital çağda, en hızlı tüketilen içerik neyse o öne çıkıyor. Görsel olarak güçlü, anlık haz üreten, kolay sindirilen içerikler algoritmaların gözdesi haline geliyor.
Dijital medya yayıncısı olarak şunu açıkça gözlemliyorum: Algoritmalar, ölçülebilir olanı; kullanıcısını memnun edeni, eli boş göndermeyeni ödüllendiriyor. İzlenme yüzdeleri, tıklanma oranları, paylaşım sayıları... Bunların hepsi somut ve ölçülebilir veriler.
Ancak "derinlik", "niyet", "manevi yoğunluk" ya da "etik değerler" gibi kavramlar ölçülemiyor. Dolayısıyla dijital sistem, Ramazan'ın ruhunu değil; Ramazan'ın görsel tarafını büyütüyor. Çünkü algoritmalar açlık hissetmez, sadece veriyi analiz eder. Veri de Ramazan'da yemek kokusunu takip ediyor...
Çözüm Yasak Değil, Dijital Denge
Peki doğru yaklaşım ne olmalı? Yasaklamak değil. Dijital dünyada yasak refleksi genellikle ters tepiyor. Boşluk, hemen başka bir içerikle doluyor. Doğrusu denge kurmaktır:
- Eğer sofrayı gösteriyorsak, israf bilincini de konuşmalıyız
- Eğer tarif paylaşıyorsak, paylaşmanın anlamını da hatırlatmalıyız
- Eğer iftar heyecanını büyütüyorsak, infak kültürünü de görünür kılmalıyız
Medya olarak bizim sorumluluğumuz, yalnızca en çok izlenecek olanı değil; en çok ihtiyaç duyulanı da üretmektir.
Bireyin Rolü ve Dijital Sorumluluk
Burada bireyin rolü asla küçümsenemez. Algoritmalar tek taraflı bir güç değildir; eğitilebilir sistemlerdir. Beğendiğiniz, kaydettiğiniz, izlediğiniz içerikler çoğalır. Görmezden geldikleriniz azalır. Eğer Ramazan'da keşfet sayfamızın yalnızca yemekle dolmasından şikayet ediyorsak, önce kendi dijital davranışlarımıza bakmalıyız.
Algoritmalar toplumun aynasıdır; toplum neye uzun bakarsa, ekran onu büyütür. Dijital ekranda büyüyen de gerçeği dönüştürür.
Sofralar Kadar Ekranlar da Bilinçle Kurulmalı
Ailelerin ve eğitimcilerin de bu konuya kayıtsız kalmaması gerekiyor. Çocuklar için Ramazan'ın dijital temsili, onların zihnindeki Ramazan algısını şekillendiriyor. Eğer ekranlarda yalnızca "İftarda ne var?" sorusu dönüyorsa, "Ramazan bize ne kazandırır?" sorusu geri planda kalıyor.
Bu nedenle dijital okuryazarlık artık teknik bir beceri değil; ahlaki bir bilinç meselesi haline geliyor. 'Bu içerik neden karşıma çıktı?' sorusunu sormayı öğretmek, belki de bu çağın en önemli dijital medya okuryazarlığı becerilerinden biridir.
Belki de Ramazan'da ihtiyacımız olan şey, tam anlamıyla bir "dijital oruç" değil; bilinçli bir dijital disiplindir. Tamamen çekilmek değil; seçerek tüketmektir. Tepkisel kaydırmak değil; niyetle izlemektir. Çünkü oruç, sadece mideden vazgeçmek değildir; aynı zamanda fazlalıklardan da arınmaktır. Dijital fazlalıklar da buna dahildir.
Algoritmalar oruç tutmaz. Ama biz tutarız. Algoritmalar hissetmez. Ama biz hissederiz.
Ramazan'da keşfet sayfalarımızı neyle dolduracağımıza karar vermek, aslında nasıl bir zihin ve kalp inşa etmek istediğimize karar vermektir. Sofralarımız kadar ekranlarımızı da bilinçle kurabildiğimiz gün, dijital dünyanın akışı bizi sürüklemez; biz akışa yön veririz.



