Beş yıldızlı bir otelin spa katı, ısıtmalı havuz, masaj menüsü... Yıllarca 'kendine iyi bakmak' denince akla gelen tablo aşağı yukarı buydu. Şimdi tatilciler bunun tam tersini istiyor. Telefonun çekmediği, ulaşması bile yarım gün süren, en yakın komşunun yüzlerce kilometre ötede olduğu yerler revaçta.
Spa rezervasyonu değil, harita aranıyor
Seyahat dergisi AFAR bu eğilime 'wild wellness' adını verdi. Yani vahşi dinlenme. Mantık şuna dayanıyor: dinlenmek için artık konfor değil mesafe satın alınıyor. Yer ne kadar ıssızsa, ulaşması ne kadar zahmetliyse o kadar makbul sayılıyor. Global Wellness Institute'ün verileri de aynı yöne işaret ediyor. Tüketiciler kalabalıktan uzak, düşük yoğunluklu deneyimleri giderek daha çok tercih ediyor. Bu beklentiyi taşıyan da artık avuç içi kadar maceraperest değil, geniş bir kitle.
Şebeke sinyali bittiğinde tatil başlıyor
Bunun nedeni çoğumuzun günlük hayatında saklı. Gözünü telefonla açan, bütün gün bildirim yağmuru altında kalan ve geceyi yine ekranla kapatan bir kuşaktan bahsediyoruz. Bu kadar uyarının ardından insanın dinlenme tanımı da kayıyor. Issız bir yerin çekiciliği de buradan geliyor: kopuşu insana mecbur bırakması. Sinyal çekmiyorsa bildirim de gelmiyor. Yapacak başka bir şey kalmayınca insan ister istemez yavaşlıyor. Aranan da o yüzden rahatlık değil erişilmezlik.
Grönland'dan Şili'ye: Uçlarda ne yapılıyor
Bu trendin haritası alışıldık tatil rotalarının epeyce dışında kalıyor. Birkaç örnek fikir veriyor. Grönland'ın doğusundaki Tasiilaq'ta misafirler buzulların eteğindeki bir gölün kıyısında saunaya giriyor. Terledikten sonra kendilerini arktik suya bırakıyor. İsveç'in kuzey ormanlarında rehberler grupları kurt izlemeye götürüyor ve ardından buz gibi göllerde yüzdürüyor. Japonya'da ise insanlar yüzyıllardır süren bir arınma geleneğini sürdürüyor; bir şelalenin altına geçip soğuk suyun çarpması altında meditasyon yapıyorlar. Liste uzuyor. Tasmanya'nın rüzgârlı kayalıklarında kurulmuş saunalar, Kenya'da yalnızca helikopterle ulaşılan yoga seansları, Şili'de flamingo kolonilerini görmek isteyenlerin günlerce süren sessiz yürüyüşleri. Hepsinde ortak olan, oraya varmanın zorluğu.
Bu rotaların bir kusuru da var. Çoğu egzotik ve pahalı, çoğu insan için ömründe bir kez gidilebilecek yerler. Oysa aynı mantık çok daha yakında işliyor. Doğu Anadolu'nun ıssız platoları, Karadeniz'in yüksek yaylaları ya da sezon dışı bir dağ köyü de telefonun çekmediği o kopuşu çok daha az masrafla veriyor. Yani böyle bir tatil için illa uçağa atlamak gerekmiyor; çoğu zaman birkaç saat ötede başlayan bir yol yetiyor.



