Bizi Yoran İnsanlar Değil, Onlara Yüklediğimiz Anlamlar
Bizi Yoran İnsanlar Değil, Yüklediğimiz Anlamlar

Anlam Yüklemeleri Hayatımızı Nasıl Şekillendiriyor?

Hayatımız boyunca hepimiz zaman zaman "Bu insan beni bitirdi, bir daha yüzüne bakmayacağım" diye düşünürüz. Sabah işe giderken metrobüste yanımızdaki kişinin yüksek sesle konuşması, eşimizin küçük bir hareketi, patronun bakışları ya da akrabamızın sözü saatlerce içimizi kemirir. Peki asıl bizi yoran karşıdaki insanlar mıdır, yoksa biz onlara kendi içimizde verdiğimiz anlamlar mı?

Uzun yıllardır insanlarla konuşan, onların dertlerini dinleyen biri olarak net söyleyebilirim: Çoğu zaman yorgunluğumuzun asıl sebebi dışarıdaki kişiler değil, kendi kafamızın içinde kurduğumuz hikayelerdir.

Günlük Hayattan Bir Örnek: Komşunun Asık Yüzü

Günlük hayattan bir sahne düşünün. Komşunuz her sabah kapıda sizi görünce yüzünü asıyor. Siz hemen "Bana kızgın, beni sevmiyor, ne kadar kibirli" diye yorumluyorsunuz. Oysa o komşu belki gece hasta bir yakınına bakmış, uykusuz kalmış. Siz ise kendi yorgun halinizi ona yüklemişsiniz. Bu tür yorumlar hepimizi yorar. Çünkü beyin boş durmaz, gördüğü her davranışa hemen bir anlam yapıştırır. Bu anlamlar yanlış olursa günümüz zehir olur.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

"Artık Benden Sıkıldı" Düşüncesi

İnsanlar bir davranış gördüklerinde hemen "Bu ne anlama geliyor?" diye sorar içlerinden. Bu soru doğal. Ama verdiğimiz cevaplar genellikle kendi geçmişimizden, korkularımızdan, beklentilerimizden gelir. Bir arkadaşınız "Bugün yalnız kalmak istiyorum" derse siz "Artık benden sıkıldı, beni bırakacak" diye düşünürseniz içiniz saatlerce burkulur. Halbuki o kişi gerçekten sadece dinlenmek istemiş olabilir.

Bu durum günlük hayatta "kafaya takmak" dediğimiz şeydir. Aynı düşünceyi kafada döndürüp durursunuz. Her dönüşte siniriniz, üzüntünüz artar. Oysa olaya başka açıdan bakmak mümkün: "Herkesin kendi günü var, belki yorgundur." Bu ikinci bakış açısı sizi rahatlatır.

İş Yerinde Selam Vermeyen Meslektaş

İş yerinde bir meslektaşınız selam vermedi diyelim. Seçenekler şunlar: Bana kızgın, ben bir şey yaptım, herhalde aklı başka yerde, kendi derdi var, ne kadar kendini beğenmiş. İlk ve üçüncü düşünce sizi bütün gün meşgul eder, enerjinizi alır. İkinci düşünce ise "Tamam, geç" dedirtir. İnsanlar genellikle aynı kalır. Değişen, bizim onlara yüklediğimiz anlamlardır.

Küçük Olaylar Büyük Kavgaları Doğuruyor

Ofiste "Bu adam zehirli" diye etiketlediğimiz kişiler genellikle bizim hassas noktalarımızı tetikliyor. Patron yüksek sesle konuşunca siz "Bana bağırıyor, beni ezmek istiyor" diye yorumluyorsunuz. Belki patronun kendi stresi var, ses tonu doğal. Ama siz kendi geçmişinizden gelen "eleştiriliyorum" hissini ona yüklüyorsunuz.

Evde durum daha da zor. Anne "Üşüme, kalın giyin" deyince "Beni hala çocuk görüyor, özgürlüğümü vermiyor" diye alınabiliyoruz. Halbuki annenin o sözü sadece endişesinden geliyor. Anlamı değiştirirsek ("Beni düşünüyor") ilişki yumuşuyor.

Eşler arasında da durum genellikle aynı. Eşiniz mesajınıza hemen cevap vermediğinde "İlgisi azaldı, beni sevmiyor" düşüncesi kalbi kırıyor. Gerçekte telefonu şarjı bitmiş ya da toplantıdaymış. Bu küçük anlamlar büyük kavgaları doğuruyor. Komşu ilişkilerinde de var. Apartmanda biri asansörü kirletmiş. "Bana saygısızlık ediyor" diye günlerce içinizi kemiriyorsunuz. Belki acele ediyordu, fark etmedi.

Yeni Yorgunluk Kaynağı: Sosyal Medya

Bugün en büyük yorgunluklardan biri sosyal medya. Bir tanıdığınız story paylaşmış, sizi çağırmamış. Hemen "Beni dışlıyor, arkadaşım değil" diye düşünüyorsunuz. Halbuki o belki sadece yakın iki-üç kişiyle küçük bir buluşma yapmış. Beynimiz sosyal olarak dışlanmaya çok duyarlı. Eskiden kabileden atılmak tehlikeliydi, bugün ise bir story bu duyguyu tetikliyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Başkalarının paylaştığı güzel fotoğraflara bakıp "Benim hayatım ne kadar kötü" demek de çok yaygın. O fotoğrafların arkasında çoğu zaman yorgunluk, para sıkıntısı, kavga olma ihtimali vardır ama biz sadece güzel görüneni görürüz. Bu karşılaştırmalar bizi yorar. Gençler arasında daha sık gözlemlediğim bir durum da. Birinin paylaştığı tatil fotoğrafı gençlerin içinde "Benim param yetmiyor, ben başarısızım" anlamına geliyor. Oysa unutmamalı ki herkesin hayatı farklı hızda ilerliyor.

Çocukluk Yıllarımızın Etkisi Çok Büyük

Çoğumuz fark etmeden çocukluğumuzdaki yaşananları bugüne taşırız. Eğer evde sürekli eleştirildiyseniz, bugün birinin ufak bir lafı size "Ben yetersizim, değersizim" hissi verir. O kişi aslında normal konuşuyordur ama siz kendi eski yaralarınızı ona yapıştırırsınız.

Bir örnek vereyim. 35 yaşındaki bir kadın, eşiyle sürekli tartıştığını anlatıyordu. "Her şeyi benimle tartışıyor, beni yoruyor" diyordu. Konuşurken anlaşıldı ki, babası da aynı şekilde sürekli tartışırmış. Eşinin her fikri ona "Ben yanlışım" dedirtiyordu. Aslında eş normal bir eş tartışması yapıyordu. Kadın kendi çocukluk hatıralarını eşine yüklemişti. Bu yük kalkınca tartışmalar azaldı, ev rahatladı.

Başka bir hanımefendi, yetişkin oğlunun kendisini aramadığından şikayetçiydi. "Bizi unuttu, sevmiyor" diye üzülüyordu. Oysa oğlu yeni bir işte çalışıyor, kendi hayatını kurmaya çalışıyordu. Anlamı "Bizi sevmiyor"dan "Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor"a çevirince annenin içi rahatladı, ilişkileri de düzeldi.

Anlamı Değiştirmenin Pratik Yolları Var

  • Her şeyden önce durup düşünün: "Bu kişiye yüklediğim anlam doğru mu? Kanıtım ne? Başka nasıl açıklanabilir?" Bu basit soru bile rahatlatır.
  • Karşıdakinin yerine kendinizi koyun. Onun da kendi sorunları, yorgunluğu var. "Ben olsam nasıl hissederdim?" diye sormak yardımcı olur.
  • Sınırlar koymayı öğrenin. Bazı insanlar gerçekten çok yorucu olabilir. O zaman "Bu konuyu konuşmayalım" demek gerekir. Bu saygı çerçevesinde yapılınca ilişki bozulmaz, aksine korunur.
  • Her gün birkaç dakika sessizce oturun, aklınıza gelen düşünceleri izleyin. Hemen inanmayın. Düşünceler gelip geçer, hepsine takılmak zorunda değiliz.
  • Spor yapmak, yürüyüşe çıkmak, sevdiğiniz insanlarla kaliteli vakit geçirmek de yardımcı olur.
  • Uyku düzeniniz bozulursa anlam yüklemeler artar. İyi uyuyun.
  • Günlük tutmak faydalı. Akşam "Bugün kime ne anlam yükledim, bu bana iyi geldi mi?" diye yazın. Zamanla farkındalığınız artar.
  • Kendinizi tanımak en önemli adım. Hassas noktalarınızı bilirseniz başkalarına kolay kolay anlam yüklemezsiniz.
  • Sağlıklı ilişkiler kurun. Gerçek dostlar, sizi anlayan insanlar yorgunluğu azaltır. Kendinize nazik olun.
  • Çocuklarınıza da bu yaklaşımı öğretin. Onlar küçükken "Bu arkadaşın davranışı ne anlama geliyor, başka nasıl bakabiliriz?" diye sorun. Gelecekte daha az yorulurlar.

Unutmayalım: Seçim Bizim Elimizde

Seçim bizim elimizde. Bizi asıl yoran insanlar değil, onlara verdiğimiz anlamlardır. İnsanlar kusurlu, kendi mücadeleleriyle uğraşıyor. Biz ise bu gerçekliği kendi iç filtremizden geçiriyoruz. Filtreyi temiz tutmak mümkün. Her sabah kendinize sorun: "Bugün kime ne anlam yüklüyorum? Bu bana hizmet ediyor mu?" Bu soru hayatınızı değiştirebilir.

Bazı insanlar gerçekten zararlı olabilir. Onlardan uzak durmak da akıllıca. Ama çoğu durumda mesele bizim kurduğumuz hikayedir. Hikayeyi değiştirirsek insanlar da farklı görünür. Hayat kısa. Onu gereksiz anlamlarla doldurmayalım. Daha gerçekçi, daha nazik, daha hafif anlamlar yükleyelim. O zaman yorgunluk azalır, huzur çoğalır, ilişkiler güzelleşir.

Bu yazıyı okuyan herkesin kendi hayatında küçük bir deneme yapmasını öneririm. Bir kişi seçin, ona yüklediğiniz anlamı bir hafta değiştirin. Sonucu görün. Çoğu zaman şaşıracaksınız. Değişim ilk adımla başlar: "Belki de yoran şey karşımdaki değil, ona verdiğim anlamdır."