Esra Ezmeci: 'Canım İstedi' Cümlesi Toplum Ruh Sağlığının Alarmıdır
Esra Ezmeci: 'Canım İstedi' Toplumun Alarmı

'Canım İstedi' Diyerek İşlenen Suç: Toplumun Ruh Sağlığı Alarm Veriyor

Esra Ezmeci, son dönemde artan şiddet olaylarına dikkat çekerek, "Canım istedi" diyerek işlenen suçların sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunu vurguluyor. Dürtü ile davranış arasındaki mesafenin kısaldığı, empatinin zayıfladığı ve şiddetin sıradanlaştığı bir dönemde, içimizdeki karanlığı yönetmeyi öğrenmenin aciliyetini ortaya koyuyor.

Bir Haber ve Çarpıcı Bir İfade: Toplumsal Yansımalar

Bu hafta ekranlara düşen bir haber, toplumun ruh sağlığına dair ciddi soru işaretleri doğurdu. Bir adam, tanımadığı bir kadını bıçakladı ve gerekçe olarak "Canım istedi" ifadesini kullandı. Bu cümle, kavga, geçmiş veya hesaplaşma olmaksızın, sadece dürtüye dayanan bir şiddet eylemini gözler önüne serdi. Esra Ezmeci, bu durumun sadece bireysel bir patoloji değil, toplumun ruh sağlığıyla ilgili bir alarm olduğunu belirtiyor.

"Canım istedi" demek, aslında bir çocukluk cümlesidir. Çocuklar oyuncak veya çikolata ister, sinirlenince vurabilir. Ancak yetişkinlik, istemekle yapmak arasına mesafe koyabilmektir. Hepimizin zihninden zaman zaman öfke, saldırganlık veya bağırma isteği geçer. Bizi insan yapan şey, bu dürtüleri yönetebilme kapasitemizdir. Eğer bir yetişkin, içinden geçen her isteği eyleme dönüştürüyorsa, burada ciddi bir psikolojik fren kaybı söz konusudur.

Dürtü Kontrolü ve Beynin İki Sistemi: Neden Önemli?

Beynimizde iki temel sistem bulunur: biri hızlı ve dürtüsel, diğeri ise yavaş ve değerlendirici. Sağlıklı bir toplumda, "dur, düşün" diyen ikinci sistemin güçlü olması gerekiyor. Bir insan sinirlendiğinde hemen yumruk atmamalı, reddedildiğinde zarar vermemeli. Bu filtre, çocuklukta gelişir. Eğer bir çocuk sınır görmeden büyür, öfke regülasyonu öğrenmez veya empati eğitimi almazsa, büyüdüğünde dürtüleriyle baş başa kalır ve bu durum tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Erkek Çocukların Duygusal Eğitimi: Ego ve Maskelenmiş Duygular

Birçok erkek çocuk, "Ağlama, zayıf görünme, korkma, geri adım atma, istediğini al" gibi mesajlarla büyüyor. Bu mesajlar duygusal körlüğe yol açabiliyor. Bir erkek çocuk üzüldüğünde ağlayamazsa, bu üzüntü öfkeye dönüşebilir. Bastırılan öfke ise patlamalara sebep olabilir. Toplum ruh sağlığı açısından bakıldığında, erkeklerin duygusal eğitim almaması ciddi bir risk faktörü oluşturuyor.

Duyguyu tanımayan insan, dürtüyü yönetemez. Birine zarar vermek, bazı zihinlerde sahte bir güç hissi yaratır. Özellikle iç dünyasında değersizlik, yetersizlik ve görünmezlik yaşayan bireyler için zarar verme davranışı, geçici bir "varım" hissi sağlar. Ancak bu güç gerçek değildir; kırılan bir egonun maskesidir.

Şiddetin Sıradanlaşması ve Toplumsal Duyarsızlaşma

En korkutucu gerçeklerden biri, şiddet haberlerine alışmaya başlamamızdır. Her gün yeni bir şiddet vakası duyuyoruz ve bir süre sonra beyin kendini korumak için duyarsızlaşabiliyor. "Yine mi, bu ülkede normal, yapacak bir şey yok" gibi düşünceler, toplum ruh sağlığını daha da yaralıyor. Şiddet sıradanlaştığında artar ve sıradanlaşan kötülük büyür.

"Canım istedi" ifadesi tehlikelidir, çünkü istemekle öldürmek arasında masum bir bağ kurar. Oysa istemek bir duygu, şiddet ise bir suçtur. Bir adam "canım istedi" diyorsa, aslında "İçimdeki karanlığı tanımadım, onu yönetmeyi öğrenmedim, kimse bana durmayı öğretmedi" demek istiyor olabilir.

Ruh Sağlığı Evde Başlar: Çözüm Önerileri

Bu mesele sadece bir kadın meselesi değil, insanlık meselesidir. Toplum ruh sağlığı, hastanelerle sınırlı değildir; evde başlar. Çocuğuna duygusunu soran anne, oğluna ağlamanın ayıp olmadığını söyleyen baba veya sınır koyabilen ama aşağılamayan ebeveynlerle şekillenir. Şiddeti sadece kınamak yetmez, anlamak ve önlemek gerekir.

  • Duygusal eğitim müfredata girmeli.
  • Erkek çocuklara empati öğretilmeli.
  • Öfke yönetimi eğitimi yaygınlaşmalı.
  • Ruh sağlığı hizmetleri erişilebilir olmalı.
  • Şiddet dili normalleştirilmemeli.

Empati Eksikliği ve Travmanın Kuşaktan Kuşağa Aktarımı

Bir insan tanımadığı birine zarar verebiliyorsa, orada empati kopmuştur. Empati, karşımdaki kişinin de benim gibi korkabileceğini, acıyabileceğini ve hayalleri olduğunu bilmektir. Bu, çocuklukta öğrenilir. Çocuk şiddet görür, aşağılanır veya duyguları yok sayılırsa, empati gelişmez ve karşısındakini obje olarak görmeye başlar.

Şiddet çoğu zaman kuşaktan kuşağa aktarılır. Şiddet gören çocuk, şiddeti normal sanır; aşağılanan çocuk, aşağılamayı öğrenir. Ancak önemli bir nokta var: Travma kader değildir. Bir insan travma yaşamış olabilir, ancak bu, başkasına zarar verme hakkı vermez.

Esra Ezmeci, toplum olarak kendi karanlığımızla yüzleşmemiz gerektiğini vurguluyor. Dürtü ile davranış arasına mesafe koymayı öğretmeli, duygusal eğitimi yaygınlaştırmalı ve şiddetin dilini normalleştirmekten kaçınmalıyız. Çünkü insan hayatı, hiçbir dürtüden küçük değildir.