Sessiz Kabulleniş Güçlenmek Değildir: Kendine Yabancılaşmanın Tehlikeleri
Sessiz Kabulleniş Güçlenmek Değil: Tehlikeyi Anlamak

Sessiz Kabullenişin Görünmez Tehlikesi

İnsanoğlu, hayatın getirdiği en acı verici deneyimlere bile zaman içerisinde alışma eğilimi gösteren tuhaf bir varlıktır. Öncelikle isyan eder, ardından sessizliğe bürünür ve sonunda yaşadıklarını normal olarak nitelendirmeye başlar. İlk başlarda içini acıtan durumlar, bir süre sonra günlük hayatın sıradan bir parçası haline gelir. Kalbin ilk kırılışında bir daha asla denirken, üçüncü kez yaşandığında zaten hayat böyle diyerek omuz silkeme noktasına varılır. İşte asıl tehlike tam da burada başlamaktadır, çünkü her şeye alışabilmek bir erdem değildir.

Alışmanın Psikolojik Arka Planı

Bazı şeylere alışmak, insanın kendinden yavaş yavaş vazgeçmesi anlamına gelir. Günümüzde pek çok birey mutsuz hissetmekte ancak bu duygunun kaynağını tam olarak bilememektedir. Sürekli yorgunluk hissedilir fakat neye yorulunduğu hatırlanmaz. Bir eksiklik duygusu hakimdir ama neyin kaybedildiği unutulmuştur. Tüm bunların temelinde alışma mekanizması yatmaktadır. Alışmak bazen bir savunma mekanizması olarak işlev görür; insan acıyla baş edemediğinde onu sıradanlaştırma yoluna gider. Psikolojide bu duruma duyarsızlaşma adı verilir, ancak her duyarsızlaşma sağlıklı değildir.

Bazı alışma biçimleri vardır ki, insanı ayakta tutmak yerine kendine yabancılaştırır. Toplum olarak son dönemlerde pek çok yanlış duruma alışır hale geldik. Birinin yanında yalnız hissetmek, mesaj atılmaması, aranmamak veya yoğunum bahanesinin aylarca sürmesi normal karşılanmamalıdır. Sağlıklı bir ilişki insanı eksiltmez, tamamlar.

Sessizliğin Bedeli ve Sınırların Önemi

Susmak bazen olgunluk gibi görünse de aslında kişinin kendini yok saymasıdır. İlk zamanlarda itiraz edilir, sonra ses kısılır ve en nihayetinde şükret cümlesiyle susturulma noktasına gelinir. Sen güçlüsün, atlatırsın, dayanıklısın gibi sözler başlangıçta iltifat gibi algılansa da zamanla ağır bir yüke dönüşür. Çünkü kimse sen de yorulabilirsin demez ve insan ağlamayı bile kendine yasaklar hale gelir.

Her şeyi içine atan, kimseyi yormamak için susan ve ben hallederim diyen bireyler en çok tükenenlerdir. Güçlü olmaya değil, insan olmaya alışılmalıdır. Sınır ihlalleri kişinin kendine duyduğu saygıyı yavaş yavaş eritir. Önce rahatsızlık duyulur, sonra açıklamaya çalışılır, anlatmaktan yorulunur ve en sonunda sessizliğe gömülünür. İşte tam bu noktada tehlike baş gösterir.

Kendine Şefkat ve İlişkilerde Farkındalık

En sert cümleleri başkalarına kurmaktan çekinirken, kendimize acımasızca ben zaten böyleyim, benden bir şey olmaz veya kim beni sevsin diyebiliyoruz. Bunlar basit düşünceler değil, içselleştirilmiş yaralardır. Kendine şefkat göstermeyi öğrenemeyen bir birey, dünyadan merhamet bekleyemez. İnsan her şeye alışabilir ancak bu her zaman güçlülük belirtisi değildir. Bazı alışmalar hayatta kalmak içinken, bazıları kendinden vazgeçmenin adıdır.

Sevilmeden durmaya, değersiz hissetmeye, susmaya, küçülmeye veya kendini ertelemeye alışılmamalıdır. İnsan her şeye alıştığında değil, kendine sadık kaldığında iyileşme sürecine girer. Gerçek olgunluk, alışmak yerine buna razı değilim diyebilecek cesareti koruyabilmektir. Her gün direnmek zorunda değiliz; her ilişki bir savaş alanı değildir.

Beklentiler ve İçsel Yabancılaşma

Bir mesajın gelmesini, bir gün değişmesini veya fark edilmeyi beklemek üzerine kurulu bir hayat, bugünün kaybedilmesine neden olur. Şu dönem geçsin, biraz daha sabredeyim, şimdi sırası değil gibi cümleler yıllara yayılır ve insan bir bakar ki hayat bekleme salonunda geçmiştir. Sevgi bekletmez, değer bekletmez, netlik bekletmez. Bekletiyorsa orada başka bir dinamik vardır.

Kendini anlatmaktan yorulmak en sessiz tükenmişlik halidir. Neyi, neden yaptığını, neden kırıldığını veya neden sustuğunu sürekli açıklamak zorunda kalmak, anlaşılmaktan çok yargılanmak anlamına gelir. Seven insan anlamaya çalışır, ilgilenen sorar. İlgisiz olan ise kişiyi sürekli savunma pozisyonuna iter ve insan kendini savundukça küçülür.

Umut ve Değişim Üzerine Düşünceler

Eskiden güldüğün şeylere artık gülmüyorsan, eskiden sevdiğin aktiviteler anlamsız geliyorsa veya eskiden asla dediğin durumlar normalleştiyse durup düşünmek gerekir. İnsan değişir ancak kendine uzaklaşarak değişmemelidir. Alıştığın şey seni sen olmaktan çıkarıyorsa, o alışma sağlıklı değildir. Umutsuzluğa alışılmamalıdır; zaten düzelmez, insanlar böyle, hayat bu gibi cümleler iç dünyayı karartır. Umut naiflik değil, vazgeçmemektir.