Sosyal Medyada Spor Paylaşımlarının Arkasındaki Psikoloji: Onay Bağımlılığı mı?
Spor Paylaşımları Narsisizm mi, Düşük Özgüven mi?

Eğer spor salonuna gittiğinizde çektiğiniz fotoğraf veya videoları sosyal medya hesaplarınızda sıklıkla paylaşıyorsanız, bu davranışınızın altında yatan neden yalnızca sağlıklı yaşam motivasyonu olmayabilir. Londra'da bulunan Brunel Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bir araştırma, düzenli olarak fitness içerikleri paylaşan bireylerin dijital onay arayışı içinde olabileceğine işaret ediyor.

Spor Paylaşımlarının Arkasındaki Gerçek Motivasyon

10 Ocak 2026 Cumartesi tarihinde dikkat çeken araştırma sonuçları, spor rutinlerini sosyal medyada belgeleyen kişilerin hareket noktasının karmaşık olabileceğini gösterdi. Paylaşılan her antrenman görseli, bazen ilerlemeyi takip etmekten çok, görünmez bir alkış ve takdir beklentisi taşıyabiliyor. Beğeniler, yorumlar ve emojilerle gelen bu dijital onay, kişinin psikolojik durumu hakkında ipuçları veriyor.

Araştırmaya göre, bu tür paylaşımları tetikleyen iki ana psikolojik dinamik bulunuyor. Bir yanda, abartılı özgüven, sürekli beğenilme ihtiyacı ve empati eksikliği gibi özelliklerle tanımlanan narsisistik eğilimler yer alıyor. Sosyal medya, bu özelliklere sahip kişiler için ideal bir vitrin işlevi görüyor. Ancak araştırmanın vurguladığı bir diğer önemli nokta, her spor paylaşımının narsisizm olarak etiketlenemeyeceği.

Düşük Özgüven ve Onay Arayışı

İlginç bir şekilde, düşük özgüven de benzer paylaşım davranışlarını tetikleyebiliyor. Bu durumdaki bireyler için sosyal medyada bir antrenman fotoğrafı paylaşmak, bir övünme aracı değil, bir tutunma ve kabul görme biçimine dönüşüyor. Aradıkları şey, 'harikasın' yorumundan ziyade, 'yalnız değilsin' mesajı ve topluluk hissi. Aradaki ince fark şu: Biri "Bak ne kadar iyiyim" derken, diğeri "Ben de iyileşebilir miyim?" sorusunu soruyor.

Bu noktada asıl sorunun spor yapıp paylaşmak değil, paylaşımın ardındaki niyet olduğu ortaya çıkıyor. Niyet bulanıklaştığında, spor kişisel bir gelişim yolculuğu olmaktan çıkıp bir sahne performansına dönüşebiliyor.

Meslek Etiği ve Sosyal Medya Performansı

Araştırmanın işaret ettiği bir diğer kritik alan ise profesyonel mesleklerin sosyal medyadaki temsili. Örneğin, bir avukatın cübbesiyle veya bir psikoloğun danışanlık rolüyle sosyal medyada içerik üretmesi, etik sınırları zorlayabiliyor. Bir avukatın, boşanma hukuku gibi ciddi bir konuyu anlatırken araya moda içerikleri sıkıştırması, bilgiyi bir şova dönüştürme eğilimini gösteriyor. Bu durum, mesleki etik kurallar çerçevesinde soruşturma konusu dahi olabiliyor.

Ancak benzer bir dönüşüm, belki de daha riskli bir şekilde, psikoloji alanında yaşanıyor. Sosyal medyada 'ilişki uzmanı', 'travma şifacısı' gibi etiketlerle dolaşan ve gerçek nitelikleri net olmayan çok sayıda hesap bulunuyor. Danışan hikayelerinin (isim verilmeden de olsa) detaylı bir şekilde anlatılması, mahremiyetle tehlikeli bir flört anlamına gelebiliyor. Tanı koyar gibi kesin ifadelerle konuşmak veya terapötik süreçleri Instagram hikayesi formatında sunmak, mesleğin ciddiyetini aşındırıyor.

Bir avukatın yanlış bilgisi bir davayı kaybettirebilirken, bir psikoloji içeriğinin yanlış yönlendirmesi bir bireyin hayatını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, meslek etiği konuşulduğunda, özellikle psikoloji alanındaki sosyal medya uygulamalarının da dikkatle incelenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Sonuç olarak, Brunel Üniversitesi'nin araştırması, dijital dünyadaki davranışlarımızın göründüğünden daha derin psikolojik kökleri olduğunu hatırlatıyor. İster bir spor paylaşımı, ister profesyonel bir içerik olsun, niyetin netliği ve etik sınırların korunması, sağlıklı bir dijital ekosistem için hayati önem taşıyor.