Son yıllarda aşırı sağ siyasetin yükselişine dair tartışmalar hiç bitmiyor. Özellikle Avrupa siyasetinde bu kategorideki her partinin seçim başarısı, beraberinde yoğun analizleri ve tartışmaları getiriyor. Geçtiğimiz günlerde bu durum bir kez daha kendini gösterdi. Bir yandan Reform UK'nin İngiltere yerel seçimlerindeki başarısı, diğer yandan kamuoyu yoklamalarında Avrupa genelinde oy oranlarını artıran aşırı sağ partilere ilişkin haberler ve bu partilerin bölgesel ve ulusal parlamentolarda iktidarların siyasetini belirlemede kurdukları iş birlikleri gündemdeydi.
Reform UK'nin Başarısı ve İki Partili Sistemin Sonu
7 Mayıs'ta Birleşik Krallık'ta gerçekleştirilen yerel seçimler, ülke siyasetinde önemli bir kırılma anı olarak kayıtlara geçti. Brexit referandumunun en etkili isimlerinden Nigel Farage, liderliğini yaptığı Reform UK ile dikkat çekici bir başarı elde etti. Parti, tüm sandalyelerin yüzde 25'inden fazlasını kazanarak birçok bölgede oy oranını artırdı ve İngiliz siyasetinde dengeleri değiştirdi. Bu durum, uzun yıllardır İngiliz siyasetini tanımlayan iki partili sistemin sonunun geldiğine yönelik tartışmaları da beraberinde getirdi. Başbakan Keir Starmer'in İşçi Partisi ve geleneksel muhafazakar parti, yerel meclislerde ciddi sandalye kaybı yaşarken, Reform UK ve Yeşiller gibi aşırı sağ ve sol partiler güç kazandı.
Almanya ve Fransa'da Aşırı Sağın Yükselişi
Avrupa'nın önemli ülkeleri Almanya ve Fransa'da da aşırı sağ aktörlerin yükselişine dair araştırmalar yayınlandı. Almanya'nın aşırı sağ partisi AfD, kamuoyu yoklamalarında ilk sıralarda yer alıyor. 2025 genel seçimlerinde oy sayısını yaklaşık iki kat artırarak ikinci sıraya yükselen AfD'nin, eyalet seçimlerinde de oy artışı belirgin şekilde görülüyor. Önümüzdeki günlerde yerel ve ulusal siyasetteki rolünün daha da artması bekleniyor. Fransa'da ise aşırı sağcı Ulusal Birlik partisi, 2027 seçimlerinde yarışı önde götürecek gibi görünüyor. Bu iki örnek, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin kamuoyu araştırmalarında üst sıralara tırmanmaya devam ettiğini ve bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer aldığını gösteriyor.
Aşırı Sağın Yükselişinin Kaynağı: Tepki mi, Arz mı?
Peki bu yükselişin kaynağı nedir? Kimi araştırmacılar, merkez partilerin performansına yönelik bir tepki olarak okuyor ve bunu öfke oyu olarak değerlendiriyor. Kimileri ise bu siyaseti icra eden aktörlerin siyaset tarzının etkili olduğunu ve arz kaynaklı bir yükseliş olduğunu ifade ediyor. Örneğin, Reform UK'nin başarısı, insanların partinin politikalarını desteklediği için değil, Keir Starmer'in politikalarına duyulan öfkeden kaynaklanıyor olabilir. Ya da Nigel Farage gibi liderler, milliyetçi argümanlar ve etkili söylemlerle seçmenleri manipüle ederek oy alıyor. Bu argümanlar, özellikle ani ve beklenmedik yükselişlerde anlamlı olabilir. Seçmenler, mevcut politikalardan ve ekonomik gidişattan memnun olmadığında, duygusal motivasyonlarla en istenilmeyen adaylara yönelebiliyor. Ancak bu duygu durumu, uzun yıllardır süregelen yükseliş trendini açıklamak için yeterli değil.
Toplumsal Alanın Dönüşümü ve Nefret Suçları
Toplumsal alandaki gelişmeler, aşırı sağa yönelik ilginin sadece bir tepki olmadığına işaret ediyor. Aşırı sağ siyasetin merkeze doğru gelmesi veya merkez aktörler tarafından söylemlerinin kabullenilmesi, bu süreci destekliyor. Merkez partilerle kurulan ilişkiler, sadece siyaset sahnesinin bir çıktısı olarak kalmıyor, etkileri toplumsal alana da yayılıyor. Aşırı sağ söylem ve fikirler toplumun merkezine taşınırken, ırkçı ve nefret söylemleri yaygınlaşıyor. Örneğin, İngiltere'de geçen yıl 100 binden fazla nefret suçu kayda geçirildi. Müslüman olduğu için binlerce kişinin saldırıya uğraması ve onlarca camiye saldırı düzenlenmesi, dikkatle izlenmesi gereken gelişmeler. Almanya'da AfD'nin yükselişiyle neonazi grupların ırkçı söylemleri gündelik hayatta sıradanlaşan bir nefret suçu haline geldi. Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, İtalya, Portekiz, Finlandiya gibi birçok Avrupa ülkesinde artan göçmen karşıtlığı ve nefret suçu, sistematik ve kurumsallaşmış bir hal aldı. Bu örnekler, Batı dünyasında toplumsal alanın değiştiğini ve aşırı sağ partilere sosyolojik desteğin arttığını gösteriyor.
Merkez Partilerle İş Birliği ve Müslümanlara Etkisi
Eskiden merkez partilerin ilişki kurmaktan kaçındığı bu aktörlere yönelik toplumsal desteğin artmasıyla, merkez partilerin ilgisi de arttı ve iş birlikleri olağanlaştı. Kısa ve uzun vadede bu iş birliğinden en çok etkilenecek gruplar göçmenler ve özellikle Müslümanlar olacak. Birçok ülke, burka ve peçe gibi tartışmaları gündemin merkezine alarak kamuoyunu bu gruplara karşı harekete geçiriyor. Kamusal alan, aslında çok az sayıda olan bu gruplar üzerinden mobilize ediliyor. Avrupa'nın çoğu ülkesinde İslamofobi kapsamlı nefret suçlarında her geçen gün artış yaşanıyor. Başörtülülere ve camilere yönelik saldırılar, bu mobilizasyonun doğal bir çıktısı olarak ortaya çıkıyor.
Sonuç: Aşırı Sağın Siyaset ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Bugün birçok ülkede aşırı sağ partiler, koalisyon ilişkilerini, politik gündemi veya siyasetin temel gündemini belirleyen aktörler arasında yer alıyor. Toplumsal alanın dönüşümü, aşırı sağ partilere desteğin artmasıyla sonuçlanırken, zamanla merkez partilerle aşırı sağ partiler arasındaki mesafeyi de kapattı. Bu sürecin sonunda Avrupa'da büyüyen nefret dalgası, Batı dünyasındaki gerginliklere yenisini eklerken, bu ülkelerin küresel sorun çözme kapasitesini düşüren etkenlerden biri haline geldi.



