IV. Murad, 1638'de Bağdat'ı fethettikten sonra İstanbul'a dönüş yolunda Safevi Şahı'na sert bir mektup gönderdi. Mektupta şahı barışı bozmakla suçlayan padişah, Kanuni dönemindeki sınırlara dönülmesini talep ediyordu. Sadrazam Mustafa Paşa, diplomatik ilişkileri yürütmek ve seferi devam ettirmek üzere Irak'ta bırakıldı.
Sadrazamın Safevi Şahı'na Mektubu
Sadrazam Mustafa Paşa, şaha gönderdiği mektupta iki devlet arasındaki düşmanlığın sorumlusu olarak Safevi şahını gösterdi. Mektupta, düşmanlığın sürmesi halinde ülke ve halkın daha fazla zarar göreceği uyarısı yapılıyordu. Ayrıca, padişahın namesinde belirtildiği gibi Kanuni dönemindeki sınırların esas alındığı bir barışın en iyi çözüm olduğu ifade ediliyordu.
Safevi Casuslarının Raporu
Safevi casusları, padişahın İstanbul'a gitmesini fırsat olarak değerlendirdi ve Hanlar Hanı Rüstem Han'a durumu bildirdi. Rüstem Han, Osmanlı ordusuyla savaşılması gerektiğini Şah Safi'ye iletti. Ancak yapılan istişarelerde gulam kökenli Sarı Taki, Osmanlı ordusunun durumunun yerinde incelenmesini önerdi. Görevlendirilen casuslar, Osmanlı ordusunun mevcudunun yaklaşık 150 bin kişi olduğunu ve bu kuvvete karşı mukavemetin güç olacağını bildirdi. Bunun üzerine sadrazamın ilerleyişini durdurmanın en uygun yolunun sulh olduğu kararlaştırıldı.
Şah Safi'nin Barış İsteği
Sadrazam Mustafa Paşa, ordusuyla birlikte İran üzerine harekâta devam edip Diyale Nehri'ni geçti. Safeviler, Osmanlı ordusunun nehri geçemeyeceğini düşünürken bu durum karşısında telaşlandılar. Rüstem Han, nehrin sularının yükseldiğini ve Osmanlı ordusunun geçmeyi göze alamayacağını düşünüyordu. Ancak 29 Nisan 1639'da Mehemmedkulu Bey, Osmanlı ordugâhına ulaştı ve Şah'ın Kanuni dönemindeki sınırları kabul ettiğini bildiren mektubunu iletti. Şah, barış istediğini ancak elçisinin tam yetkili olmadığını söyledi.
Elçi Sarı Han'ın Muhteşem Karşılanması
İran elçisi Sarı Han, Kasrışirin yakınındaki Zuhab'da kabul edildi. Osmanlı ordugâhına yaklaşan elçi, çavuşlar tarafından karşılandı. Mısır birliğinden 200 asker, elçilik heyetinin önünde silahşorluk gösterisi yaptı. Askerler at sürüp ikişer ikişer tüfeklerini ateşlediler. Mustafa Bey ve Gönüllüler Ağası Hasan Ağa da tüfeklerini ateşleyip yay çekerek ok attılar ve kılıç gösterisi yaptılar. Elçilik heyeti ve izleyiciler, Mısır askerlerinin gösterilerine hayran kaldı. Güzergâha bol miktarda zahire ve mühimmat yığıldı. Sadrazamın çadırının önüne zırhlı ve silahlı askerler saf bağladı. Elçilik heyeti, Osmanlı ordusunun güç ve ihtişamını gözler önüne seren bu gösterilerin içinden geçirildi.
Sadrazam ile Sarı Han Arasındaki Müzakere
Sarı Han, sadrazamın huzuruna çıktığında kendisine bazı sorular yöneltildi. Sadrazam, Safevi ordusunun konuşlandığı yeri sordu. Sarı Han, Rüstem Han'ın ordusunun bir konak ötede, Şah Safi'nin ordusunun ise iki konak ötede Göksu üzerindeki Altıgöz Köprüsü civarında olduğunu söyledi. Sadrazam, ikinci olarak Safevi ordusunun konakladığı yerin kurak olup olmadığını öğrenmek istedi. Sarı Han, ordularının sulak ve yeşillik bir menzilde konakladığını ifade etti. Bunun üzerine sadrazam, Osmanlı ordusunun kurak bir yerde konaklarken Safevi ordusunun daha iyi şartlara sahip olmasının insafa sığmadığını belirtti. Sarı Han, barış yapılmasıyla iki tarafın da rahatlayacağını söyledi. Sadrazam, Osmanlı Devleti ile dostluk kuranların huzur içinde yaşayacaklarını, ancak Safeviler'in güçsüz kalınca dostluk teklif etmeyi akıllarına getirdiklerini, güçlenince düşmanlık yaptıklarını vurguladı.
Antlaşmanın İmzalanması
Görüşmelerin ardından sadrazam, Sarı Han'ı tekrar otağına davet ederek sınırların belirlenmesi konusunu ele aldı. Sarı Han, sadrazamın akıl ve feraset sahibi olduğunu fark ederek sözlerine cevap vermenin güç olduğunu kabul etti. Sadrazam, şahın sınırlar konusundaki namesini okuyunca memnun kalmadı ve mektubu iade etti. Sarı Han, sadrazamın eteğini öperek muratlarının ne olduğunu sordu ancak cevap alamadı. Sadrazam, ertesi gün elçiyi göz hapsine aldırdı. Sarı Han'ın durumu şaha iletmek için izin istemesi üzerine sadrazam öfkelense de sonunda izin verdi. Şah'tan gelen cevabi mektupta, amacının barışı tesis etmek olduğu ve talep edilen toprakları Osmanlılar'a vereceği ifade edildi. 1639'da Kasrışirin (Zuhab) Antlaşması imzalanarak 1578'den itibaren aralıklarla devam eden İran savaşları 61 yıl sonra sona erdi.



