Prof. Dr. Mahmut Aydın/Samsun Üniversitesi Rektörü
Papa XIII. Leo, 15 Mayıs 1891 tarihinde Sanayi Devrimi'nin yol açtığı toplumsal dönüşümlere cevap niteliğinde olan Rerum Novarum (Yeni Gelişmeler Üzerine) adlı genelgesini yayınlamıştı. Yaklaşık yüz otuz beş yıl sonra yine bir 15 Mayıs gününde Papa XIV. Leo, yapay zekâ teknolojilerinin insanlık için doğurabileceği etik ve toplumsal sonuçları ele alan Magnifica Humanitas (İnsan Onurunun Yüceliği) adlı genelgesini kamuoyuna sundu. Bu tarihsel paralellik tesadüf olarak görülmemelidir. Papa XIV. Leo'nun papalık ismi olarak XIII. Leo'yu seçmesi, sosyal meselelerde onun mirasını sürdürme niyetinin açık bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Nitekim XIII. Leo sanayi çağının ortaya çıkardığı sorunlarla yüzleşirken, XIV. Leo da yapay zekâ çağının doğurabileceği yeni meydan okumalar üzerine muhataplarını düşünmeye sevk etmektedir.
İki Belge
İlk bakışta bu iki belge farklı çağlara ait görünmektedir. Biri fabrikaların ve sanayi üretiminin yükseldiği bir döneme; diğeri algoritmaların, veri merkezlerinin ve yapay zekâ sistemlerinin şekillendirdiği dijital çağa seslenmektedir. Ancak her iki metin arasında dikkat çekici bir ortaklık bulunmaktadır. Papalık, insanlık tarihinin yönünü değiştiren büyük dönüşüm anlarında yeniden ortaya çıkmakta ve bu dönüşümlerin ahlaki anlamını yorumlama yetkisini kendisinde görmektedir.
Burada asıl dikkat çekici olan husus, Vatikan'ın bu dönüşümlerin hiçbirinin asli aktörü olmamasıdır. Katolik Kilisesi ne Sanayi Devrimi'ni başlatmıştır ne de günümüzde yapay zekâ teknolojilerini geliştirmektedir. Fabrikaları kuranlar sanayiciler, algoritmaları geliştirenler mühendisler, teknolojik dönüşümleri yönlendirenler ise devletler ve küresel şirketlerdir. Buna rağmen Papalık, her büyük dönüşümde insanlık adına konuşma ihtiyacı hissetmektedir.
Vatikan'ın Amacı Ne?
Bu durum bizi daha derin bir soruya götürmektedir: Vatikan gerçekten insanlığın karşı karşıya kaldığı ahlaki sorunları çözmeye mi çalışmaktadır, yoksa büyük tarihsel dönüşümler aracılığıyla kendi küresel konumunu yeniden tahkim etmeye mi?
Bu sorunun izini sürmek, Vatikan'ın gerçek konumunu anlamanın anahtarıdır. Çünkü Vatikan, savaşlar ve uluslararası krizler karşısında çoğu zaman fiilî bir güç kullanamadığını kabul etmekte ve taraflara ahlaki çağrılar yapmakla yetinmektedir. Gazze'de, Ukrayna'da, İran merkezli bölgesel gerilimlerde ve dünyanın başka çatışma alanlarında Papalığın etkisi büyük ölçüde sembolik düzeyde kalmaktadır. Ateşkes çağrıları yapılmakta, taraflara diyalog tavsiye edilmekte ve insan hakları vurgusu öne çıkarılmaktadır. Ancak bu çağrıların savaşların seyrini değiştirecek bağlayıcı bir gücü bulunmamaktadır.
Buna karşılık insanlığın geleceğini şekillendirecek büyük dönüşüm süreçlerinde çok farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Sanayi Devrimi, küreselleşme, çevre krizi, göç hareketleri ve bugün yapay zekâ gibi konular söz konusu olduğunda Vatikan çok daha görünür, çok daha aktif ve çok daha iddialı bir söylem geliştirmektedir. Bu durum, etik sorumluluk söyleminin ötesinde, Papalığın büyük tarihsel dönüşümleri kendisine yeni bir meşruiyet zemini üretme aracı olarak gördüğünü göstermektedir. Zira Vatikan, savaşlar ve uluslararası krizlerde çoğu zaman bağlayıcı bir güç ortaya koyamazken, insanlığın geleceğini şekillendiren dönüşümlerde küresel vicdanın sözcüsü rolüne soyunarak hem görünürlüğünü artırmakta hem de ahlaki otorite üzerinden kendisine yeni bir nüfuz alanı inşa etmeye çalışmaktadır.
Kurumsal Strateji
Nitekim Rerum Novarum bu açıdan yeniden okunmayı hak etmektedir. Genelge çoğu zaman işçi haklarının savunulduğu öncü bir metin olarak sunulmaktadır. Gerçekten de dönemin çalışma koşullarına yönelik ciddi eleştiriler içermekte ve işçilerin korunmasını savunmaktadır. Ancak tarihsel gerçeklik, sanayi toplumunu dönüştüren temel dinamiğin Papalık belgeleri değil; sendikal mücadeleler, işçi hareketleri, sosyal demokrat siyasetler ve devlet müdahaleleri olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Rerum Novarum'un asıl başarısı, Kilise'nin sanayileşen dünyada zayıflayan sesini yeni bir söylem üzerinden yeniden duyurabilmesinde aranmalıdır. Papalık fabrikaları yönetemiyordu; fakat fabrikaların ortaya çıkardığı ahlaki sorunlar hakkında konuşarak küresel tartışmaların içinde kalmayı başarıyordu.
Benzer bir durum bugün yapay zekâ konusunda da görülmektedir. Yapay zekâ çağının belirleyici aktörü Vatikan değil; teknoloji şirketleri, araştırma merkezleri ve devletlerdir. Yapay zekânın teknik gelişimini belirleyenler mühendislerdir. Ancak Papa XIV. Leo'nun yayınladığı genelge, teknolojinin teknik yönünü bir yana bırakıp onun ahlaki sonuçlarına odaklanmaktadır. Bu durum ilk bakışta doğal görünebilir. Ancak daha yakından bakıldığında burada tarihsel bir kurumsal refleks ortaya çıkmaktadır. Kilise teknolojiyi üretmemekte; fakat teknolojinin anlamını yorumlamaya talip olmaktadır. Yapay zekânın nasıl geliştirileceğini belirleyemeyen Vatikan, yapay zekâ hakkında nasıl düşünülmesi gerektiğini belirlemeye çalışmaktadır.
Kriz Yorumcusu
Aslında bu yaklaşım Vatikan'ın modern dünyadaki güç anlayışını da ortaya koymaktadır. Günümüzde Vatikan ne askerî süper güç ne ekonomik bir merkez ne de teknolojik yeniliklerin üretim üssüdür. Buna rağmen küresel ölçekte etkisini sürdürebilmektedir. Çünkü gücü, kararları vermekten çok, o kararların hangi ahlaki çerçevede tartışılacağını belirleme iddiasından gelmektedir.
Bu nedenle Papalık çoğu zaman kriz çözücü değil, kriz yorumcusu olarak hareket etmektedir. Gazze savaşını durduramaz, Ukrayna'daki çatışmayı sona erdiremez, İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilimleri yönetemez. Ancak bütün bu gelişmelerin ahlaki anlamı üzerine konuşabilir. Aynı şekilde sanayi devrimini başlatamaz, yapay zekâyı geliştiremez veya küresel ekonomiyi yönetemez. Fakat bütün bu süreçlerin insanlık açısından ne anlama geldiğini yorumlama hakkını kendisinde görür.
Küresel Sistemdeki Nüfuzunu Koruyor
Tam da bu noktada Papalığın küresel sistem içerisindeki gerçek işlevi ortaya çıkmaktadır. Vatikan, modern dünyanın sert güç merkezlerinden biri değildir. Ancak meşruiyet üreten merkezlerinden biri olmaya çalışmaktadır. Bu nedenle büyük tarihsel kırılmalar insanlık kadar Papalık için de bir fırsat alanı oluşturmaktadır. Çünkü her büyük dönüşüm, Vatikan'ın kendisini yeniden küresel vicdanın temsilcisi olarak sunmasına imkân vermektedir.
Bu açıdan bakıldığında Sanayi Devrimi ile Yapay Zekâ Çağı arasındaki gerçek ortaklık teknolojinin ötesinde aranmalıdır. Çünkü her ikisi de küresel sistemi yeniden şekillendiren birer tarihsel kırılma anıdır. Papalık da tam bu anlarda sahneye çıkmakta ve kendisini insanlığın ahlaki rehberi olarak yeniden konumlandırmaktadır. Dolayısıyla Rerum Novarum ile Magnifica Humanitas arasındaki ilişki işçi hakları veya yapay zekâ tartışmalarından daha derin bir anlam taşımaktadır. Her iki belge de Vatikan'ın büyük dönüşüm dönemlerinde görünürlüğünü artırma, ahlaki otoritesini yeniden üretme ve küresel sistem içerisindeki nüfuzunu koruma çabasının ürünüdür.
Aktörler ve Teknoloji Değişse de Refleks Değişmiyor
Sonuç olarak Papalığın bu müdahalelerini yalnızca etik duyarlılıkla açıklamak yetersiz kalır. Bu müdahaleler aynı zamanda kurumsal bir stratejinin parçası olarak da okunmalıdır. Çünkü Vatikan, doğrudan askerî, ekonomik veya teknolojik güce sahip olmadığı alanlarda ahlaki meşruiyet üreterek etki alanını genişletmeye çalışmaktadır.
1891'de insanlığın geleceğini fabrikalar şekillendiriyordu. Bugün aynı rolü algoritmalar ve yapay zekâ üstleniyor. Aktörler ve teknolojiler değişse de Papalığın refleksi hep aynı kalıyor: her büyük dönüşümde yeniden sahneye çıkmak, insanlık adına konuşmak ve böylece küresel sistemdeki yerini yeniden tahkim etmek. Belki de bu nedenle yanıtını aramamız gereken asıl soru, yapay zekânın insanlığı nasıl değiştireceği değil, Vatikan'ın neden her büyük tarihsel kırılmada ortaya çıkarak kendine güç devşirmeye çalıştığıdır. Çünkü görünen o ki Papalık yalnızca dönüşümleri yorumlamak istememekte; aynı zamanda bu dönüşümler sayesinde küresel güç mimarisi içerisindeki konumunu da yeniden üretmektedir.



