Avustralya'da 5,2 milyon çiftin verileri üzerinde yapılan kapsamlı bir analiz, romantik ilişkilerde benzerliğin düşünülenden çok daha yaygın olduğunu ortaya koydu. Meslekten eğitime, inançtan yaşam tarzına kadar pek çok alanda insanlar kendilerine benzeyen partnerler seçiyor. Ancak veriler, özellikle genç kuşaklarda bu tablonun değişmeye başladığını da gösteriyor.
Bilimsel Terim: Homogami ve Assortative Mating
Bu eğilim bilim dünyasında “homogami” ya da “assortative mating” olarak adlandırılıyor. En basit tanımıyla, romantik partnerlerin çeşitli özellikler bakımından birbirine benzeme eğilimini ifade ediyor. Uzmanlara göre bu, dünyada en yaygın eşleşme biçimlerinden biri ve belirli bir ülkeye ya da kültüre özgü değil.
Konuyla ilgili araştırmaların geçmişi oldukça eski. 1903 tarihli bir çalışma, eşlerin boy, kol açıklığı ve ön kol uzunluğu gibi fiziksel özelliklerde birbirine benzediğini göstermişti. Sonraki araştırmalar benzerliğin zeka, siyasi eğilim, risk alma davranışı, inanç, vücut yapısı ve hatta tansiyon gibi alanlara uzandığını ortaya koydu. Daha yakın tarihli genetik çalışmalar ise boy, vücut kitle indeksi ve eğitim süresiyle bağlantılı genetik göstergelerde bile çiftler arasında benzerlikler olabileceğine işaret ediyor.
Neden Kendimize Benzer İnsanlarla Birlikte Oluyoruz?
Araştırmacılar bu soruya tek bir yanıt vermiyor. Dört temel açıklama üzerinde duruluyor ve birden fazlasının aynı anda etkili olabileceği düşünülüyor. İlk açıklama yakınlık. Uzmanlar, çoğu insanın partnerini dünyadaki tüm insanlar arasından seçmediğini, yaşanılan yer, okul, iş ve sosyal çevrenin karşılaşma ihtimallerini belirlediğini vurguluyor. Benzer eğitim ve sosyal geçmişe sahip kişilerin aynı ortamlarda bulunma olasılığı arttıkça tanışma ihtimalleri de artıyor.
İkinci açıklama “piyasa güçleri” olarak tanımlanıyor. İnsanların çekicilik açısından kendilerine yakın gördükleri kişilerle eşleşme eğiliminde olduğu düşünülüyor. Ancak çekicilik herkes için aynı anlama gelmiyor ve insanlar birbirini tanıdıkça değerlendirmeler değişebiliyor.
Üçüncü ihtimal zamanla benzeşme. Ortak deneyimler, yaşam biçimi ve rutinler çiftlerin yıllar içinde birbirine yaklaşmasına yol açabiliyor. 1987'de yapılan bir deneyde, katılımcılar hangi kadın ve erkeğin çift olduğunu 25. yıl dönümü fotoğraflarından tahmin etmede, düğün fotoğraflarına kıyasla daha başarılı olmuştu.
Dördüncü açıklama ise insanların doğrudan kendilerine benzeyen kişileri bilinçli olarak seçmesi. Ancak araştırmacılar bu konuda hemfikir değil; bazıları bu açıklamaya ilişkin kanıtların zayıf olduğunu belirtirken, bazıları bunun incelenen özelliğe göre değişebileceğini söylüyor.
Milyonlarca Çiftin Verileri Ne Söylüyor?
ABC News, Avustralya İstatistik Bürosu tarafından özel olarak hazırlanan nüfus sayımı verilerini inceledi. Veriler çiftlerin mesleklerini, inançlarını ve en yüksek eğitim düzeylerini kapsıyordu. 2021'de 5,2 milyona kadar evli ve birlikte yaşayan çiftin, 2001'de ise 3,6 milyona kadar çiftin bilgileri analiz edildi. Sonuçlar Avustralyalıların da kendilerine benzeyen kişilerle eşleşme eğiliminde olduğunu gösterdi.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Nüfus sayımı, çiftlerin tanıştıkları sıradaki özelliklerini değil, yalnızca sayım anındaki durumlarını gösteriyor. Bu nedenle benzerliğin ne kadarının ilişkinin başından beri var olduğunu, ne kadarının zamanla oluştuğunu bu verilerden tek başına belirlemek mümkün değil.
Mesleklerde Benzerlik: Aynı İşi Yapanlar Birbirini Buluyor
ABC'nin 470'ten fazla mesleği kapsayan yaklaşık 43 bin farklı meslek kombinasyonu üzerinden yaptığı analiz çarpıcı bir sonuç ortaya çıkardı. Mesleklerin yüzde 38'inde en yaygın partner eşleşmesi aynı işi yapan kişiler arasında görüldü. Meslek gruplarının iş gücü içindeki büyüklükleri hesaba katıldığında bu oran yüzde 66'ya ulaşıyor.
Kadınlar ve erkekler arasında dikkat çekici bir fark var. Çoğu meslek grubunda kadınların aynı işi yapan biriyle birlikte olma ihtimali erkeklere kıyasla daha yüksek. Örneğin kadın CEO'lar, genel müdürler ve cerrahlar en sık kendi meslektaşlarıyla eşleşiyor. Erkek CEO'lar en sık ofis yöneticileriyle, erkek genel müdürler genel büro görevlileriyle, erkek cerrahlar ise muayenehane yöneticileri ya da hemşirelerle hayatını birleştiriyor.
Eğitimde 20 Yılda Dengeler Değişti
Eğitim verileri, son 20 yılda dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. 2001'de kadınların kendilerinden daha eğitimli erkeklerle birlikte olması daha yaygınken, 2021'de tablo tersine döndü. 2021 verilerine göre erkeklerin yüzde 34'ü kendisinden daha eğitimli kadınlarla birlikteyken, kadınlarda bu oran yüzde 30'da kaldı. Oysa 2001'de erkeklerin yalnızca yüzde 22'si kendinden eğitimli bir kadınla birlikteyken, kadınlarda bu oran yüzde 36 seviyesindeydi.
Ancak yaşanan bu rol değişimine rağmen eğitimde benzeşme eğilimi hala oldukça güçlü. Neredeyse her eğitim grubunda en yaygın eşleşme, aynı eğitim düzeyindeki kişiler arasında görülüyor. Bu durum, eğitim basamaklarının en altında ve en üstünde daha da belirginleşiyor. Örneğin herhangi bir eğitim düzeyine sahip olmayan kişilerin birbirleriyle eşleşme olasılığı ortalamaya kıyasla 80 kattan fazla. Doktora derecesine sahip kişilerin birbirleriyle eşleşme olasılığı ise ortalamanın yaklaşık 15 katı.
İnançta Benzerlik: Üçte İkiden Fazlası Aynı Gruptan
İnanç verileri de benzer bir tablo çiziyor. Avustralya'da partneri olan kişilerin üçte ikisinden fazlası kendisiyle aynı inanç grubundan ya da aynı inançsızlık grubundan biriyle birlikte. Hatta bazı inanç gruplarında bu benzerlik oranı yüzde 90'ın üzerine çıkıyor. Aynı inançtan biriyle eşleşme oranı Brethren topluluklarında yüzde 95, Müslümanlarda yüzde 93, Hindularda ve Sihlerde ise yüzde 92 olarak öne çıkıyor.
Araştırmacılara göre bu durumun arkasında tek bir neden yok. Göç hareketleri, bir inanç grubunun toplum içindeki büyüklüğü, geçmişte yaşadığı baskılar ve inancın kültürel kimlikle ilişkisi gibi birçok etken iç içe geçebiliyor.
Genç Kuşaklarda Tablo Değişiyor
Verilerin belki de en ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor. Kendimize benzeyen kişilerle eşleşme hala oldukça yaygın olsa da Avustralya'da farklı geçmişlerden insanların bir araya gelme eğilimi de artıyor. ABC'ye göre ülkenin giderek çeşitlenen kültürel ve etnik yapısı, flört uygulamalarının yükselişi ve uluslararası seyahatlerin yaygınlaşması; sosyal, eğitimsel ve kültürel sınırların ötesinde ilişkilerin kurulmasını kolaylaştıran etkenler arasında.
Özellikle Z kuşağı ve Y kuşağı kendi mesleklerinin dışından kişilerle eşleşmeye daha yatkın. Z kuşağında mesleklerin yaklaşık yüzde 30'unda en yaygın eşleşme aynı işi yapan kişiler arasında görülürken, 1928-1945 doğumluları kapsayan Sessiz Kuşak'ta bu oran yaklaşık yüzde 56'ya çıkıyor.
Eğitimde de dikkat çekici bir değişim söz konusu. Z, Y ve X kuşaklarında erkeklerin kendilerinden daha eğitimli kadınlarla birlikte olma olasılığı, kadınların kendilerinden daha eğitimli erkeklerle birlikte olma olasılığından daha yüksek. Bunda eğitim dengesinin değişmesinin de payı var. Avustralya'da 35 yaşın altındaki her dört üniversite mezunu kadına karşılık yalnızca üç üniversite mezunu erkek bulunuyor. İnanç konusunda da kuşaklar ilerledikçe sınırlar esniyor. Avustralya dışında doğan birinci kuşak göçmenlerin yüzde 77'si kendi inanç grubundan biriyle birlikteyken, bu oran ikinci kuşakta yüzde 65'e, sonraki kuşaklarda yüzde 62'ye düşüyor.
Kiminle Evlendiğimiz Sadece Bizi İlgilendirmiyor
Partner seçimindeki bu benzerliğin etkileri yalnızca ilişkilerle sınırlı değil. Araştırmacılar, benzer eğitim ve sosyoekonomik koşullara sahip insanların birbirleriyle eşleşmesinin toplumdaki ekonomik ve sınıfsal farklılıkların daha belirgin hale gelmesinde rol oynayabileceğine dikkat çekiyor. Genetik açıdan ise belirli özelliklere sahip kişilerin birbirleriyle eşleşmesi, bu özelliklerin sonraki kuşaklarda görülme biçimini etkileyebiliyor. Bu nedenle araştırmacılar için kiminle ilişki kurduğumuz yalnızca kişisel bir tercih değil; toplumların nasıl şekillendiğini anlamak açısından da önemli bir konu.
Peki “Zıt Kutuplar Birbirini Çeker” Sözü Ne Olacak?
Milyonlarca çiftin verileri, insanların kendilerine benzeyen kişilerle eşleşme eğiliminin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak bu durum, birbirinden farklı insanların mutlu ilişkiler kuramayacağı anlamına gelmiyor. ABC'nin proje kapsamında okuyuculardan topladığı 500'den fazla ilişki hikayesinde iki temel unsur öne çıktı. Bunlardan ilki ortak değerlerdi. Hobileri ve karakterleri birbirinden oldukça farklı çiftler bile para, yaşam tarzı, sevgi, sağlık ve ilişkiye bakış gibi temel konularda ortak bir zeminde buluşabiliyordu. İkinci tema ise küçük farklılıkları olduğu gibi kabul edebilmekti.
Bu nedenle verilerin anlattığı hikaye “zıt kutuplar birbirini çekmez” kadar basit değil. İnsanlar pek çok açıdan kendilerine benzeyen kişilerle eşleşme eğiliminde olsa da genç kuşaklarda farklılıklara doğru bir açılma görülüyor. Belki de kiminle evleneceğimizi anlamak için aynaya bakmak iyi bir başlangıç. Ancak uzun bir ilişkiyi yalnızca aynadaki benzerlikler değil, farklılıklarla nasıl yaşadığımız da belirliyor.



