Mekke Anlaşması: Orta Doğu'da Yeni Jeopolitik Denklem ve Güvenlik Mimarisi
Mekke Anlaşması: Orta Doğu'da Yeni Güvenlik Mimarisi (11.08.2026)

7 Ağustos'ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, dünya gündeminde geniş yankı uyandırdı. Anlaşmanın tarafları olan üç bölgesel gücün bir araya getirdiği potansiyel, Hürmüz Boğazı'nda düğümlenen ABD-İran savaşına ilişkin yorumları beraberinde getirirken, bölgeyi istikrarsızlaştıran İsrail'in de dikkatini çekti. Bu nedenlerle Mekke Anlaşması, adeta dünyanın gündem maddesi haline geldi.

Değişen Orta Doğu Jeopolitiği ve ABD'nin Rolü

ABD, Biden döneminde Afganistan'dan çekilmeyi tercih etmiş, Trump döneminde ise Amerika kıtasında daha güçlü varlık göstermeyi ve uzak coğrafyalardaki maliyetleri azaltmayı benimsemiştir. Bu politikanın doğal sonuçlarından biri, ABD'nin Orta Doğu ve Avrupa gibi bölgelerdeki varlığı ve nüfuzuna ilişkin tartışmaları artırmıştır. Kültürel hegemonya, dünya ekonomik sisteminin araçlarını kontrol etme, askeri üsler ve siyasi yönetimlere bağımlılık oluşturma ile dünyada varlık gösteren ABD, uzak coğrafyalardaki varlığını sert güç bakımından azaltma yoluna gitmiştir.

Bu durumun en yakın dönemdeki yansımaları, ABD'nin İran'a 28 Şubat 2026'da başlattığı saldırılar sürecinde kendini göstermiştir. Bu süreçte Körfez ülkelerine saldıran İran'a karşı ABD, bu ülkelerle bulunan güvenlik anlaşmalarının gereğini yerine getirmemiştir. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri de bu tablo karşısında güvenlik arayışlarını çeşitlendirmeye gitmiş ve bu minvalde Pakistan ve Türkiye ile görüşmeler gerçekleştirmiştir.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Suudi Arabistan Bölgesel Güvenlik Arıyor

Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan için ABD'nin bölge jeopolitiğini değiştiren adımına karşı atılmış bir adımdır. Suudi Arabistan için bölgede iki önemli tehdit kendini gösteriyor: İsrail ve İran. Bu anlaşma, Suudi Arabistan için bu iki tehdide karşı öncelikle caydırıcılık, gerektiğinde ise çeşitli destekler almak anlamına geliyor. Bu anlamda İran'ın anlaşma sonrası olası bir Suudi Arabistan saldırısında ne olacağı merak edilen bir konu.

Suudiler için bu anlaşma bir güvenlik şemsiyesi sunmaktadır. Bu şemsiyenin bir yanında, bölgesine barış ve istikrar getiren savunma sanayii kabiliyetleri ile pek çok çatışma ve krizde dengeleri değiştiren ve askeri kabiliyetleri pek çok kez kendini ispatlamış büyük güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir Türkiye var. Diğer yanında ise Hindistan ile girdiği savaştan başarılı bir şekilde çıkan nükleer bir güç olarak Pakistan var. Pakistan'ı bu anlaşmada önemli kılan diğer husus ise İran ile iyi bir etkileşime sahip olması ve İran'ın rakip görmekten genellikle uzak durduğu bir aktör olması.

Türkiye Güvenlik Mimarisi Genişletiyor

Türkiye uzun yıllardır, bölgesinde ve müdahil olduğu ya da kendisinden destek talep edilen bölgelerde barış ve istikrarı sağlama politikası izliyor. Diğer ülkelerle savunma iş birliği anlaşmaları dahil ilişkileri geliştirerek üçlü iş birlikleri ile karşılıklı etkileşimi artırıyor. Böylece Akdeniz-Kafkaslar, Balkanlar-Orta Doğu ve Kuzey Afrika ve Afrika Boynuzu arasında belli ölçüde bir güvenlik mimarisi oluşturmuş durumda. Özellikle Türk askeri üsleriyle bu güvenlik mimarisi kendini gösteriyor.

Bu bağlamda Türkiye için Mekke Anlaşması, güvenlik mimarisini genişletme ve bölgede istikrarsızlık oluşturan İsrail ve İran'a karşı caydırıcılığı artırma girişimidir. Böylece Suudi Arabistan da Türkiye'nin güvenlik mimarisi içine dahil olmuş, diğer bir ifadeyle Türkiye'nin oluşturduğu güvenlik şemsiyesinin gölgesi Mekke, Medine ve Riyad üzerine düşmüştür.

Pakistan Dayanışma ve Müttefikliği Güçlendiriyor

Mekke Anlaşması ile Pakistan, en büyük düşmanı Hindistan'ın öne çıkan müttefiklerinden İsrail'in, Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşmalarından uzaklaşmasını perçinleyen bir adım atmıştır. Diğer yandan Pakistan askeri-güvenlik kabiliyetlerini Orta Doğu'ya taşımış, Türkiye ile kurduğu üçlü iş birliği anlaşmalarına bir yenisini daha eklemiştir.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Türkiye-Azerbaycan-Pakistan, Pakistan-Malezya-Türkiye, Katar-Türkiye-Pakistan arasında gelişen iş birliklerine Suudi Arabistan da eklenmiştir. Ayrıca geçtiğimiz haftalarda Pakistan'ın Somali ile savunma ve güvenlik alanlarında ikili iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan bir mutabakat zaptı imzalaması da dikkatleri çekmiştir. Türkiye'nin Somali ile askeri iş birliği anlaşmaları düşünüldüğünde, Türkiye ve Pakistan'ın askeri gücünün birlikte pek çok bölgede güvenlik sağlayan bir dinamik olması yönünde adımlar atıldığı görülmektedir.

İran Anlaşmadan Nasıl Etkilenir?

Türkiye ile İran arasında yüzlerce yıldır doğrudan bir çatışma ve gerilim yaşanmamıştır. Ancak bölge politikaları konusunda İran'ın Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'de izlemiş olduğu politikalar ortadadır. Bu politikalar bölgeye barış, kalkınma ve refah getirmemiş, mezhepçi ayrımları güçlendirmiş ve büyük güçlerin bölge dışı hegemon güçlerin varlığına alan açmıştır.

Ancak son dönemde hem Türkiye'nin artan güç kapasitesi hem bölgedeki Suriye örneğinde olduğu gibi yerel aktörlerin güç kazanması ve bunların yanında İsrail'in İran saldırıları ve ABD'nin son dönemde İran'a karşı başlatmış olduğu savaş, İran'ı Tahran'a odaklanmaya zorlamıştır. Bu anlamda Türkiye'nin politikası açıktır: Türkiye, kendisine tehdit oluşturmayan, düşmanlık etmeyen hiçbir aktörle savaş ve çatışma istememektedir. Hatta öyle ki; 28 Şubat sonrası Türkiye'yi İran'a karşı kışkırtacak gelişmeler yaşansa da Türkiye bunlara aklı selim ve makul karşılıklar vererek İran'la olası bir çatışmadan kaçınmıştır.

Suudi Arabistan askeri kabiliyetleri ve devlet özellikleri bakımından İran'a doğrudan bir tehdit oluşturmamaktadır. Pakistan ise İran ile oldukça iyi ilişkilere sahiptir. Bu bakımdan Mekke Anlaşması İran için bir tehdit oluşturmamakta ancak İran'ın bölgede istikrarsızlığı artıracak adımlarına karşı bir set çekmektedir.

Sonuç: Güç Boşluğunu Dolduran Bölgesel İttifak

Hasılı Mekke Anlaşması, hegemon güç ABD'nin bölgedeki varlığını askeri ve güvenlik alanlarından siyasi ve ekonomik alanlara kaydırmasıyla oluşan güç boşluğunu bölge aktörleri Türkiye ve Pakistan'ın doldurmasıdır. İsrail ve İran'ın bölgedeki istikrarsızlıkları derinleştirmesinin önüne geçme anlaşmasıdır. Kurulan ittifak, saldırma ve karşılık verme değil, savunma, caydırma ve istikrar sağlama odaklıdır.