Erdoğan'dan Netanyahu'ya 'Firavun' Benzetmesi: Gazze'de Ateşkes Barış Getirmedi
Erdoğan'dan Netanyahu'ya 'Firavun' Benzetmesi

Erdoğan'dan Netanyahu'ya 'Firavun' Benzetmesi: Gazze'de Ateşkes Barış Getirmedi

Dr. Muhammed Ersin Toy - Medya Stratejisti

İsrail ile Filistin arasında 10 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının gerçekten bir barış sonrası süreç başlatıp başlatmadığı sorusu, artık yalnızca diplomatik bir tartışma konusu olmaktan çıkmış durumda. Sahadaki somut göstergeler, bu durumun insani sürdürülebilirlik açısından belirleyici bir sınava dönüştüğünü açıkça ortaya koyuyor.

Ateşkes Sonrası Şiddet Devam Ediyor

Ateşkesin başlamasından bu yana Gazze'de, Batı medyasında Yellow Line olarak adlandırılan bir demarkasyon hattı çevresinde şiddet olaylarının neredeyse her gün sürdüğü aktarılıyor. Bu hat resmî bir devlet sınırı değil; ateşkes sonrası sahadaki askerî ve fiilî güç pozisyonlarına göre şekillenmiş bir fiilî ayrım çizgisi olarak tanımlanıyor.

Bu tablo, İsrail'in ateşkese uymadığını; yalnızca araçlarını ve yöntemlerini değiştirdiğini gösteriyor. Dolayısıyla ateşkes, sahada bir barış düzeni üretmekten çok, şiddetin yüzünü ve biçimini değiştirdiği bir ara evreye dönüşmüş durumda. Başka bir ifadeyle, ateşkes burada barışın başlangıcı değil; canavarlığın yeniden düzenlenmiş hâli olarak karşımıza çıkıyor.

Erdoğan'ın Netanyahu'ya 'Firavun' Benzetmesi

Tam bu noktada Türkiye'nin itirazı daha belirgin ve daha doğrudan bir hakikat diline dönüşüyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 9 Ocak 2026 tarihli konuşmasında insani yardımın engellenmesine dikkat çekerek önemli ifadeler kullandı.

O çadırların içerisinde, kışta, yağmurda, çamurda 7'den 70'e çocukların, annelerin hâlini ekranda izliyoruz. Konteyner gönderelim diyoruz, BM'yi, Batı'yı devreye sokuyoruz. Ancak Netanyahu denen Firavun bu işlere asla ilgi duymuyor ve bunları kabul etmiyorlar...

Ayet-i kerimede Rabbimiz 'Hesapların üzerinde bir hesap vardır' buyuruyor. Onun da vakti ve saati inşallah gelecektir.

Bu sözler yalnızca siyasi bir tepki değil; ateşkes, yardım, barış ve insanlık kavramlarının sahada nasıl sistematik biçimde içinin boşaltıldığının özeti niteliğinde. Aynı zamanda Netanyahu'nun inşa ettiği düzenin, sıradan bir güvenlik politikası değil, Firavunî bir rejim mantığı taşıdığını açıkça işaret ediyor.

Uluslararası Toplumun Sessizliği

Bugün Gazze'de soykırımın 27 ay boyunca kesintisiz biçimde sürmesi, yalnızca İsrail'in askerî tercihleriyle açıklanamaz. Uluslararası toplumun —özellikle Batı dünyasının— Netanyahu öncülüğünde kurulan bu Firavunî rejimi fiilen meşrulaştırması bu durumu mümkün kılmıştır. Sessizlik, gecikme ve çifte standartlar, bu düzenin en etkili koruyucu zırhına dönüşmüş durumda.

Ölüm Kurumsal Bir İşleyişe Dönüştü

Uluslararası toplumun ağır ve ısrarlı sessizliğine karşı en açık ve sert itiraz, Cumhurbaşkanımızın kullandığı Firavun benzetmesinde dile geliyor. Bu benzetme yalnızca retorik bir sertlik değil; zulmün artık sadece askerî güçle değil, hayatın damarlarını keserek sürdürülen sistemli bir iktidar pratiği hâline geldiğine dair ahlaki ve siyasal bir teşhis.

Ortada adı konmamış bir Firavunî düzen var:

  • Gücün mutlaklaştığı
  • Mazlumun sesinin görünmez kılındığı
  • Adaletin evrensel ilke olmaktan çıkarılıp iktidarın çıkarına göre yeniden tanımlandığı bir yönetim biçimi

Bu düzende şiddet yalnız silahla uygulanmıyor; kıtlığa mahkum ederek, aç bırakarak, susuz bırakarak, barınaksız bırakarak, sağlığı erişilmez kılarak, psikolojiyi çökertip umudu tüketerek sürdürülüyor. Ölüm bir sonuç olmaktan çıkıyor; prosedür ve güvenlik dili içine gömülen kurumsal bir işleyişe dönüşüyor.

Sağlık Sisteminin Çöküşü

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) 11 Kasım 2025 tarihli Public Health Situation Analysis raporu, Gazze'de tam işlevli hastane bulunmadığını ortaya koyuyor. Hastanelerin yalnızca bir bölümünün kısmen ilaçsız çalışabildiği kayda geçiriliyor.

Bu saptamanın sahadaki karşılığı net: Bombayla öldürülmeyenler de ilaçsızlık, yakıtsızlık, ekipmansızlık ve erişimsizlik içinde ölümün eşiğine sürükleniyor. Bir Gazze doktorunun Personel yok, ekipman yok, ilaç yok diye özetlediği tablo, çöküşün istisna değil, gündelik Firavuni bir düzen hâline geldiğini anlatıyor.

Kronik hastalar için bu düzen daha da acımasız:

  1. Kanser hastaları tedavisiz kalıyor
  2. Böbrek yetmezliği olanlar diyalize erişemiyor
  3. Diyabet hastaları ilaçsız kalıyor

Süreklilik gerektiren tedaviler kesildiğinde ölüm artık saldırı anına bağlı değil; tedavi edilememeye bağlı bir yavaş ölüme dönüşüyor.

Hamile Kadınlar ve Bebeklerin Durumu

Hamile kadınlar ve bebekler açısından ise tablo daha da vahim. Dünya Sağlık Örgütü'nün Mayıs 2025 tarihli durum raporuna göre:

  • Gazze'de yaklaşık 50 bin hamile kadın bulunuyor
  • Günde yaklaşık 180 doğum gerçekleşiyor
  • Bir ay içinde doğurması beklenen yaklaşık 5.500 kadın var
  • Bunların yaklaşık 1.400'ü sezaryen gereksinimi olabilecek durumda

Aynı rapor, Gazze'de 500 binden fazla kadının temel üreme ve annelik hizmetlerine erişemediğini de vurguluyor. Bu rakamlar, doğumun bile sağlık sisteminin çökmesiyle hayati bir risk alanına dönüştüğünü açıkça gösteriyor.

Eğitim Sisteminin Yıkımı

Eğitim cephesinde de Firavunî düzen, geleceği hedef alıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım İşleri Koordinasyon Ofisi'nin 23 Aralık 2025 tarihli Reported Impact Snapshot belgesine göre:

  • Gazze'de okul binalarının yaklaşık yüzde 93'ü yeniden inşa veya ağır rehabilitasyon gerektiriyor
  • 63'ten fazla üniversite binası yıkılmış durumda

Associated Press'in 17 Kasım 2025 tarihli haber dosyası, 600 binden fazla çocuğun okula gidemediğini aktarıyor. UNICEF ise 2026 çağrısında 765 bin çocuğun eğitime erişime ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Böylece savaş, yalnız bugünü değil; bir kuşağın öğrenme hakkını ve geleceğini de hedef alan bir yıkıma dönüşüyor.

Çocukların Trajik Durumu

Bu çöküşün en çarpıcı göstergelerinden biri, sahada sağlık ve insani yardım çalışanlarının kullandığı WCNSF kodu: Wounded Child, No Surviving FamilyYaralı çocuk, hayatta kalan ailesi yok. Bu ifade yalnız yaralanmayı değil; çocukla birlikte aile bağının, koruma hattının ve aidiyetin kopuşunu anlatıyor.

UNICEF, Gazze'de en az 17 bin çocuğun ebeveynlerinden ayrıldığı veya refakatsiz kaldığı tahminini kamuoyuna açıklamış durumda. Dünya Sağlık Örgütü ise Gazze'de amputasyon sayısının 5 bini aştığını ve bunun içinde çok sayıda çocuğun bulunduğunu raporluyor.

Çocuklara İsim Yazma Pratiği

İşte bu koşullarda aileler, çocuklarını koruyamadıkları yerde en azından kimliklerini korumaya çalışıyor. Bu yüzden Gazze'de çocukların kollarına, bacaklarına, karınlarına kalemle ad yazma pratiği yaygınlaştı:

  • En azından cesetleri bulunduğunda kimin çocuğu oldukları bilinsin diye
  • En azından mezarları isimsiz kalmasın diye
  • Aileleri katledildiğinde, geride kalan tek iz bir isim olsun diye

Belki o çocuklardan birinin adı Musa'dır. Çünkü her Firavun'un bir Musa'sı vardır. Peki bugün, bu uluslararası Firavunî rejimin Musa'sı kim olacak?