Eski Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, son yirmi yılda Türkiye'de gençlere yönelik büyük yatırımlar yapılmasına rağmen artan olumsuz göstergeleri değerlendirdi. Özer, eğitim altyapısının genişlemesi, üniversite sayılarının artması, spor tesislerinin yaygınlaşması ve teknolojiye erişimin olağanüstü büyümesine rağmen madde bağımlılığı, sanal bahis, obezite ve sigara tüketimindeki artışa dikkat çekti.
Denge Mekanizmaları Zayıfladı
Özer'e göre asıl mesele, ekonomik, kültürel, ailevi, şehirleşme kaynaklı ve kurumsal dönüşümlerin aynı anda yaşanmasıyla toplumsal ilişkileri düzenleyen denge noktalarının zayıflaması. Son yirmi yılda ekonomik yapı, şehirleşme, eğitim sistemi, aile ilişkileri, tüketim kültürü ve iletişim biçimleri aynı anda değişti. Hızlı geçiş dönemlerinde toplumların ara denge mekanizmaları zayıflar; geleneksel yapı çözülürken yenisi henüz tam kurulmadığı için bireyler daha savunmasız hale gelir. Özellikle gençler bu geçiş dönemlerini en yoğun yaşayan kesimdir.
Aile Parçalandı, Mahalle Yok Oldu
Özer, ara denge mekanizmalarını açıklarken mahalle kültürünün önemine vurgu yaptı. Geçmişte mahalle, kahvehane, cami çevresi, esnaf ilişkileri, akrabalık ağı ve komşuluk gibi yapılar bireyin psikolojik ve sosyal dünyasını dengeliyordu. Aile yapısı da sadece ekonomik destek sağlamakla kalmıyor, karakter oluşturuyor ve davranış ritmini düzenliyordu. Modern toplumlarda bu denge noktaları ciddi yaralar aldı. Mahalleler yok oldu, aileler parçalandı ve klasik fonksiyonlarını yerine getiremez hale geldi. Çocuklar ve gençler uzun saatler boyunca yalnız ekranlarla temas ediyor; anne-babalar çocuklarının zihinsel-dijital dünyasını takip etmekte zorlanıyor. Okul da eskiden olduğu gibi güçlü bir toplumsal merkez olmaktan çıktı; öğretmen merkezli eğitimden öğrenci merkezli eğitime geçildi.
Dijital Kuşatma
Özer, gençlerin temel sorunlarından birinin yapısal dikkat kuşatması olduğunu belirtti. Küresel dijital platformlar, insan davranışını optimize etmeye çalışan devasa psikolojik sistemler haline geldi. Sosyal medya, çevrim içi oyunlar, kısa video platformları ve sanal bahis sistemleri, insan beyninin ödül mekanizmasını sürekli uyararak gençlerin dikkatini uzun süre içeride tutmayı hedefliyor. Bireysel irade ile teknoloji arasında eşit bir mücadele yok; bir tarafta sınırlı bilişsel kapasite, diğer tarafta milyarlarca dolarlık davranış mühendisliği bulunuyor. Ancak Özer, tüm sorumluluğu teknolojiye yüklemenin doğru olmadığını, asıl meselenin toplumların hızlı dönüşüm dönemlerinde kültürel ve toplumsal denge mekanizmalarını ne ölçüde koruyabildiği olduğunu vurguladı.
Obezite artışı da sadece çok yemek yeme meselesi değil; modern şehir hayatı hareketi azaltırken ekran sürelerini artırıyor, uyku düzeni bozuluyor ve hızlı tüketim kültürü yaygınlaşıyor. Dijitalleşme sadece zihni değil bedeni de dönüştürüyor.
Yetersizlik Hissi Bağımlılığa Geçişi Kolaylaştırıyor
Sanal bahis ve madde bağımlılığı gibi alanlarda da benzer bir mekanizma var. Özer, bunların sadece ekonomik kazanç ya da haz arayışıyla açıklanamayacağını; anlam boşluğu, belirsizlik duygusu ve gelecek kaygısının da etkili olduğunu söyledi. Modern toplumlarda aidiyet kaybı, yalnızlık, parçalanmış toplumsal ilişkiler ve sürekli performans baskısı bağımlılık eğilimlerini artırıyor. Sosyal medya, bireyin kendi hayatını sürekli başkalarının vitriniyle kıyasladığı bir psikolojik arena oluşturarak kronik yetersizlik hissini büyütüyor ve bağımlılıklara geçişi kolaylaştırıyor. Dijitalleşme, mevcut kırılganlıkları hızlandıran ve görünür hale getiren bir çarpan etkisi oluşturuyor.
Sosyal Filtreler Zayıfladı
Mahalle, aile, okul ve diğer kamusal alanlar, toplumun değerlerini koruyan bir tür bağışıklık sistemi oluşturuyordu. Modern dijital-ekonomik sistem bu bağışıklık sistemlerini hedef aldı ve bireyi korunaksız bırakarak pasif bir tüketiciye dönüştürdü. Eskiden insan ile piyasa arasına aile, mahalle, gelenek, cemaat, öğretmen, yerel kültür gibi katmanlar giriyordu; şimdi bu katmanlar inceldi. Birey, tarih boyunca hiç olmadığı kadar doğrudan tüketim kültürü, dikkat ekonomisi ve algoritmik yönlendirme sistemlerine maruz kalırken dayanıklılık mekanizmalarından yoksun kaldı. Obezite, bahis, sigara, dijital bağımlılık gibi sorunlar sadece bireysel ahlak zayıflığı ya da ekonomik mesele değil; toplumun davranış düzenleme kapasitesinin dönüşmesiyle ilgili problemlerdir.
Toplumsal Bağışıklık Sistemimizi Onarmalıyız
Özer, ülkemizin son dönemde her alanda hızlı bir dönüşüm ve ölçek büyütme süreci yaşadığını ancak psikolojik, kültürel ve toplumsal denge mekanizmalarının aynı ölçüde güçlü bir şekilde yeniden üretilemediğini belirtti. Toplum, dönüşüm karşısında çoğu zaman yön veren değil, uyum sağlamaya çalışan edilgen bir pozisyonda kaldı. Dijitalleşme, bu geçiş dönemindeki kırılganlıkları derinleştirdi. Önümüzdeki dönemde toplumsal bağışıklık sistemine yeniden odaklanmak ve kapsamlı bir seferberlik yapmak gerekiyor. Kriz yalnızca bireysel ahlak krizi değil, aynı zamanda toplumsal bağışıklık sisteminin zayıflaması krizidir. Çözüm, bireye daha fazla kural öğretmekle sağlanamaz; değerleri koruyan bağışıklık sisteminin hasar tespitini yapmak, hızla onarmak ve yeni koşullara karşı yeni denge noktaları oluşturmak gerekir.



