Türkiye ekonomisi, dünya genelinde yaşanan yavaşlama ve kriz dalgalarına rağmen pozitif bir ayrışma sergiliyor. Gazeteci-yazar Nebi Miş, bugünkü köşe yazısında bu tabloyu detaylı şekilde ele aldı. Türkiye'nin makroekonomik göstergelerde ve uluslararası ticarette gösterdiği performans, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeyi geride bırakıyor.
Pozitif Ayrışmanın Temel Göstergeleri
Miş, yazısında Türkiye'nin pozitif ayrışmasının arkasında özellikle üretim kapasitesindeki artışa, ihracat pazarlarının çeşitlenmesine ve sağlam bankacılık yapısına işaret etti. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, Türkiye'yi bölgesel bir üretim üssü haline getirirken, Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına yakınlık avantajı daha da önem kazandı.
Yazar, diğer ülkelerin aksine Türkiye'nin büyüme oranlarının beklentilerin üzerinde geldiğini, işsizlik oranlarında ise gerileme yaşandığını belirtiyor. Ancak bu olumlu tablonun tek başına yeterli olmadığını, kalıcı refah artışı için köklü reformlar gerektiğinin de altını çiziyor.
Küresel Riskler ve Türkiye'nin Konumu
Küresel ekonominin en büyük sorunları arasında yüksek faiz oranları, enflasyon baskısı ve artan ticaret engelleri bulunuyor. Miş'e göre, Türkiye'in bu ortamda esnek döviz kuru politikası ve alternatif ticaret rotaları geliştirmesi, dış şoklara karşı direnci artırdı. Enerji arz güvenliği konusundaki adımlar ve yenilenebilir enerji yatırımları, cari açığın kontrol altında tutulmasına yardımcı oldu.
Öte yandan, jeopolitik gerilimlerin yaşandığı bir dönemde Türkiye'nin arabuluculuk rolü ve savunma sanayinde elde ettiği yerli üretim başarıları, ülkeyi hem siyasi hem ekonomik olarak farklı bir noktaya taşıdı. Nebi Miş, bu faktörlerin uluslararası yatırımcıların ilgisini Türkiye'ye yönelttiğini, doğrudan yabancı yatırımların arttığını söylüyor.
Sürdürülebilirlik için Yapısal Reform Uyarısı
Ancak pozitif ayrışmanın kalıcı olması için bazı risklere de dikkat çekiliyor. Nebi Miş, enflasyonla mücadelede kararlılığın sürmesi, kredi büyümesinin kontrollü ilerlemesi ve verimlilik artışının sağlanması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, eğitimde kalite, iş gücü piyasasında esneklik ve dijital dönüşüm alanlarında atılacak adımların uzun vadeli büyümeyi destekleyeceğini ifade ediyor.
Değerlendirme
Sonuç olarak, Türkiye her ne kadar küresel konjonktürden pozitif ayrışsa da bu durumun bir başarı hikayesine dönüşmesi, politika yapıcıların attığı doğru adımlara bağlı. Yazarın altını çizdiği gibi, disiplinli maliye politikası, güçlü kamu finansmanı ve özel sektörün dinamizmi sayesinde bu ayrışma daha da derinleşebilir. Gelişen bölgesel iş birlikleri ve proje bazlı teşvikler, Türkiye'yi yatırımın merkezi haline getirebilir. Önümüzdeki dönemde küresel dalgalanmaların sürmesi beklenirken, Türkiye'nin dayanıklılığı uluslararası kuruluşların raporlarıyla da teyit ediliyor.



