Hayatta bizi en çok ne yoruyor biliyor musunuz? Olaylara yüklediğimiz anlam. Beynimiz yaşananlar karşısında hissettiklerimize müdahale etmeye çalışır. Yaşananlara direnç gösterir. Ve sonuç biz yüklediğimiz anlamlar altında eziliriz. Huzur, duygularla kavga etmeyi bırakmaktır.
Hayatınızı Yorduğunu Düşündüğünüz Şeyler
Hayatınızda sizi en çok ne yordu diye sorsam, ne cevap verirdiniz? Geçmişte yaşadığınız hayal kırıklıkları mı? Güveninizi sarsan insanlar mı? Kaybettiğiniz fırsatlar mı? Yoksa gelecekle ilgili bitmek bilmeyen kaygılar mı? Çoğumuz bu soruya dışarıdaki olayları göstererek cevap veririz. Çünkü bizi mutsuz eden şeyin yaşadıklarımız olduğuna inanırız. Oysa psikolojinin de, tasavvufun da yıllardır işaret ettiği çok önemli bir gerçek vardır: İnsanı yoran şey yaşadığı olaylar değil, o olaylar hakkında kendi kafasında kurduğu hikayelerdir.
Aynı olay iki farklı insanın hayatında tamamen farklı sonuçlar doğurabilir. Bir kişi işini kaybettiğinde bunu hayatının sonu olarak görür, günlerce uyuyamaz, kendisini değersiz hisseder ve geleceğe dair umudunu kaybeder. Bir başkası ise aynı durumu yeni bir başlangıç olarak yorumlar. Kendini geliştirir, yeni yollar arar ve belki de hayatının en güzel fırsatlarından biriyle karşılaşır. Olay aynıdır. Farkı yaratan şey olay değil, ona yüklenen anlamdır.
Zihnimiz Yorumlarla Mücadele Eder
Yıllardır eğitimlerimde anlattığım DAT sisteminin temelinde de bu gerçek vardır. DAT; durum, anlam ve tepki kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Hayatta önce bir durum yaşanır. Ardından zihnimiz bu duruma bir anlam verir. Sonrasında da duygularımız ve davranışlarımız ortaya çıkar. Çoğu insan doğrudan tepkisini değiştirmeye çalışır. Kaygılanıyorsa kaygısını yok etmeye, öfkeleniyorsa öfkesini bastırmaya çalışır. Oysa tepkinin kökünde anlam vardır. Anlam değişmeden duygu değişmez. Duygu değişmeden davranış değişmez.
Bir düşünün. Gece karanlıkta yerde duran bir hortumu yılan zannettiğiniz oldu mu? O an kalbiniz hızlanır, kaslarınız gerilir, nefesiniz değişir. Bedeniniz gerçek bir tehlike varmış gibi davranmaya başlar. Fakat ışığı açıp onun sadece bir hortum olduğunu gördüğünüz anda bütün korkunuz kaybolur. Peki ne değişmiştir? Hortum değişmemiştir. Dünya değişmemiştir. Sadece algınız değişmiştir. İnsan hayatındaki birçok korku da buna benzer. Zihnimiz çoğu zaman gerçeklerle değil, yorumlarla mücadele eder.
Olaylara Gösterilen Direnç
Bazen insanlar bana kaygılarından söz ediyorlar. Kalplerinin hızlı attığını, göğüslerinin sıkıştığını, bedenlerinde garip hisler oluştuğunu anlatıyorlar. Dikkat ederseniz aynı insan merdivenleri hızlı çıktığında da kalbi çarpar. Koştuğunda da nefesi hızlanır. Spor yaptığında da terler. Fakat bunları normal kabul eder. Çünkü onları tehlike olarak yorumlamaz. Ne zaman ki aynı belirtileri bir hastalık veya felaket işareti olarak görmeye başlar, işte o zaman korku büyür. Çoğu zaman insanı yoran şey bedenindeki belirtiler değil, o belirtilerin anlamıdır.
Tasavvuf bu konuda çok zarif bir bakış açısı sunar. Sufiler der ki: "Acının büyük bir kısmı olaylardan değil, olaylara gösterdiğimiz dirençten doğar." Yağmuru durduramazsınız ama şemsiye açabilirsiniz. Rüzgarı susturamazsınız ama yelkeninizi ayarlayabilirsiniz. Hayatın amacı fırtınaları ortadan kaldırmak değildir. Fırtınalarda yönünü kaybetmemeyi öğrenmektir.
Duygularla Savaşarak Huzur Bulamazsınız
Ne yazık ki birçok insan duygularıyla savaşarak huzur bulmaya çalışıyor. Üzülünce üzülmemesi gerektiğini düşünüyor. Kaygılanınca kaygılandığı için kendisine kızıyor. Böylece olumsuz duyguyu fark etmeden daha da çoğaltıyor. Oysa duygular düşman değildir. Onlar zihnin gönderdiği mesajlardır. Belki de huzurun sırrı duyguların tamamen ortadan kalkması değildir. Belki huzur, duygularla kavga etmeyi bırakmaktır.
Deniz sakin olduğu için derin değildir. Derin olduğu için yüzeydeki dalgalardan etkilenmez. İnsan da böyledir. İç dünyası güçlendikçe hayatın getirdiği iniş çıkışlar onu eskisi kadar savuramaz. Bu yüzden bugün sizi zorlayan bir olay varsa hemen şu soruyu sorun: "Ben bu olaya hangi anlamı veriyorum?" Çünkü çoğu zaman değişmesi gereken olayın kendisi değildir. Olaya baktığınız pencerenin camıdır. Belki bir son sandığınız şey yeni bir başlangıçtır. Belki bir kayıp sandığınız şey sizi daha doğru bir yola yönlendiren bir işarettir. Belki de yıllardır korktuğunuz şey, karanlıkta yılan sandığınız bir hortumdan ibarettir.
İnsanlar Aynı Hayatı Yaşamaz
İnsanlar aynı dünyada yaşamalarına rağmen aynı hayatı yaşamazlar. Çünkü herkes olayları değil, olaylar hakkındaki kendi yorumlarını deneyimler. Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız önce hikayenizi değiştirin. Çünkü insanın kaderini belirleyen şey çoğu zaman başına gelenler değil, başına gelenleri nasıl anlamlandırdığıdır.
Unutmayın yol arkadaşım; hayat her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir. Bazen kapılar kapanır, bazen planlar bozulur, bazen de kalbimiz kırılır. Fakat çoğu zaman bizi yaralayan şey yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızın sonsuza kadar süreceğine inanmamızdır. Oysa hiçbir mevsim kalıcı değildir. Kış nasıl bahara dönüşüyorsa, insanın içindeki karanlık da bir gün yerini aydınlığa bırakır. Yeter ki gördüğünüz her gölgeyi gece sanmayın. Yeter ki zihninizin anlattığı her hikayeye hemen inanmayın. Kalbinizi korkularınızın değil, hakikatin rehberliğine bırakın. Çünkü huzur, hayatın bütün sorularına cevap bulduğunuzda değil; cevapları henüz bilmeseniz bile yürümeye devam edebildiğinizde gelir. Yolunuz açık, yükünüz hafif, gönlünüz daima umutla dolu olsun.



