Almanya'da aşırı sağcı Almanya Alternatifi Partisi (AfD), son anketlere göre yüzde 29 oy oranıyla birinci sırada yer alırken, Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) yüzde 21'de kaldı. Aradaki fark 8 puana yükseldi. Bu tablo, soyut bir "AfD iktidara gelir mi?" sorusu olmaktan çıkıp somut bir yönetim krizine dönüştü. Üstelik geleneksel hale gelen gizemli şiddet olayları, AfD'ye adeta "doping" etkisi yapıyor.
Bu yazıyı yaz başında, Dünya Kupası öncesinde yazmak istemiştim. Haziran başında Almanya'da ortalık nispeten süt limandı. Önümüzde uzun bir yaz dönemi, eylülde Berlin ile iki eyalette meclis seçimleri vardı. Almanya'da futbol müsabakaları her zaman ırkçılığın ve boş milliyetçiliğin fişeklenmesinde kullanıldı. Öngörü haritamızda eksik, göçmen kökenliler üzerine kurgulardı. Bir de şiddet eylemcileri sahneye çıkarsa, sezonu açtık demekti.
Gizemli Tesadüfler ve Şaibeli Ölümler
Seçimler öncesinde işaret fişeği Almanya'nın Stade şehrinden geldi. Stade'de altı kamu görevlisi, Türkiye kökenli Alman vatandaşı Fatih Gazioğlu tarafından 29 Haziran 2026 günü öldürüldü. Katilin kaçış aracını kullanan Silvia S.'nin emekli bir ajan olduğu iddia edildi. Kadın yakalandı, savcılık tarafından sorgulandı, ertesi gün serbest bırakıldı. Bu gelişme, cinayetin bir tertip olduğu kuşkusunu güçlendirdi. Kadın ortadan kayboldu. Katil ise olaydan 22 gün sonra hücresinde ölü bulundu. Önceki gün kamera takip sistemi, gerek kalmadığı öngörüsüyle devre dışı bırakılmıştı. Gizemli tesadüfler ve şaibeli ölüm, şiddet olaylarını istismar ederek oy toplayan Alman sağ çevrelerinde bile kuşkulara neden oldu.
İktidar Erozyonu ve Ekonomik Cephe
Son anketlere göre AfD'nin oy oranı yüzde 29, CDU/CSU'nun oy oranı yüzde 21'de; aradaki fark 8 puana çıktı. Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 12'ye gerileyip Yeşiller'in bile gerisine düştü. Başbakan Merz'in performansından memnun olmayanların oranı anketlerde yüzde 85'e dayanıyor. Bu tablo, soyut bir "AfD iktidara gelir mi?" sorusu değil, somut bir yönetim krizine dönüştü. Temmuz sonunda CDU/CSU Meclis Grup Başkanı Jens Spahn'ın ayrılmasıyla Merz kabinede geniş bir revizyona gitti. CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann Sağlık Bakanlığı'nı devraldı. Devlete duyulan güven tarihin en düşük seviyesine, yüzde 17'ye geriledi. Halkın yüzde 79'u devletin yetersiz kaldığına inanıyor.
Kamudaki artan tansiyon, özgürlükler ülkesi Almanya'da karakolluk oldu. Heilbronn'da Merz'e sosyal medyada "Kibirli züppe" diyen bir kişiye, bunun eleştiri değil hakaret sayılması üzerine 30 gün hapis karşılığı para cezası verildi. Merz, üzerindeki baskılara rağmen aşırı sağa karşı "yangın duvarı" hattını koruyor, AfD ile iş birliğini reddedip partiyi "asli rakip" ilan ediyor.
Ekonomik cephede de rahat değil. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim yakıt fiyatlarını 2022'deki Rusya gaz şokunu hatırlatır biçimde yukarı çekti. Buna karşın Merz, 9 Temmuz'da Bundestag'da yaptığı "Merkez sonuç veriyor" bildirisinde hükümetin icraatını özgüvenle savundu. Ne var ki bu söylem, anketlerdeki serbest düşüşü şimdilik durduramadı.
Berlin Saldırısı ve Şüpheli Ölümler
Almanya'nın başkenti Berlin'de 25 Temmuz'da Christopher Street Day (LGBT) yürüyüşünün yapıldığı alanın yakınlarında bir aracın kalabalığa dalması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. 21 yaşındaki Lübnan kökenli Abdul Ballout, bir minibüs ile kalabalığa daldı. Olayda bir kadın hayatını kaybetti, 29 kişi yaralandı. Saldırgan araçtan inip kaçtı. İçişleri Bakanlığı, zanlının DEAŞ'a katılma girişiminden hüküm giyip birkaç hafta önce hapishaneden salındığını duyurdu. VPN adı verilen "topluma kazandırma programı" kapsamında yakın takipteydi. Eli bıçaklı Ballout, ertesi gün polis tarafından vurularak öldürüldü. Bu hadise de kamuoyunda şüpheyle karşılandı. Yorumculara göre polis, silahsız bir saldırganı öldürerek konuşmasına engel olmuştu. İki katilin de ölüm biçimi "susturulma" olarak yorumlanıyordu.
Eylül Sınavı ve Bölünmüş Sandık
Bu gerilimin miladi sınavı art arda üç eyalette geliyor. 6 Eylül'de Sachsen-Anhalt sandığa gidiyor. AfD, anketlerde yüzde 40 civarında açık ara önde, tek başına iktidarı hedefliyor. Eylül'de iki seçim daha var: Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern. Mecklenburg-Vorpommern'de AfD, nisandan bu yana SPD'yi anketlerde geride bırakarak birinci sırada. Başkentte tablo daha belirsiz: CDU, Linke, AfD, Yeşiller ve SPD birbirine altı puan mesafede. Başka bir tabirle sandık beşe bölünmüş durumda. Bu hafta yayınlanan bir ankette ise Berlin AfD'si ilk kez bir anketin zirvesine yerleşti.
Linke, yani Sol Parti, on binlerce seçmenin bulunduğu başkentte yarışa Türkiye kökenli aday Elif Eralp ile çıkıyor. Eralp, 45 yaşında bir hukukçu ve halen eyalet milletvekili. Kazanırsa Berlin'in hem ilk kadın hem de ilk göçmen kökenli eyalet başbakanı olacak. Ayrıca son ankette Sol Parti, 7,5 yıl sonra ilk kez Berlin genelinde birinci sırada.
Dış Destek ve Rusya Etkisi
Almanya'nın sosyal huzuruna etki edecek olaylara bir yenisi eklendi. İspanya ile Fas arasında yaşanan Ceuta göçmen krizi, AfD Eş Başkanı Weidel'in "Avrupa'nın sınır güvenliği" çağrısında bulunmasıyla Almanya'da seçim malzemesi yapılacağını ortaya koydu. Weidel'in Le Pen gibi aşırı sağ isimlerle aynı çağrıda buluşması, AfD'yi Almanya içinde "marjinal" görülmekten "Avrupa akımının parçası" olmaya taşıdı. Kriz, Almanya seçimleriyle ilgili olmasa da AfD'nin göç anlatısını Avrupa Birliği çapında güçlendiren bir dış destek malzemesi işlevi gördü.
Ukrayna Dışişleri Bakan Vekili Andrii Sybiha ise Almanya'nın ikileminin kökü dışarıda boyutunu anlamlandırdı. Yaptığı açıklamada Rusya'nın Ceuta krizini Avrupa'da istikrarsızlaştırma amacıyla kullandığını rakamlarla ortaya koydu: Pravda ve Russian Today (RT) liderliğindeki Rus yanlısı ağ, yalnızca birkaç gün içinde 1500'den fazla yayın üretti; bunların yaklaşık 300'ü İspanyolca Pravda üzerinden, RT'nin her dil edisyonu ise en az 25'er haberle konuyu işledi. O da "Rusya'nın kendi ajandasına yarayacak her konuyu istismar ediyor" diyerek Moskova'nın yıllardır göç ve benzeri hassas konuları Avrupa'da korku ve destabilizasyon üretmek için kullandığını vurguladı.
Almanya Huzur Arıyor
Almanya'da çelişkili dinamik ve türbülansların etkisi giderek artıyor. Almanya'nın Rosatom ile iş birliği içinde Rus tasarımı reaktörler için nükleer yakıt üretimine izin vermesi, dış ilişkilerdeki açmazı ortaya koyuyor. Almanya'yı hedef alan bu süreçler, hem iç hem de güvenlik politikalarında Berlin'in yakın gelecekte Ankara ile uzlaşı içinde gelişecek bir gündemi sunuyor.
Dış politikada temmuzda Ankara'da toplanan 36. NATO Zirvesi, Berlin-Ankara hattının artık güvenlik ekseninde şekillendiğini gösterdi. Erdoğan'ın Beştepe'de resmi törenle karşıladığı Trump'la baş başa görüşmesi, Almanya'da hafızalara kazındı; Berlin ise bu tabloda geri planda kaldı. Buna rağmen Almanya, ekim ve kasım aylarında Ankara-Berlin hattında ticaret ve ortak savunma mimarisi odaklı ikili zirvelere hazırlanıyor. Zira ülkedeki Türkler ve Türkiye, Almanya açısından önemli bir istikrar unsurunu temsil ediyor.
AfD'yi "Kremlin'in anlayışlı dostu" olarak tanımlayan Berlin'in Rusya ile diyalog arayan pratiği, bu çelişkili ülkede artık sabır taşının çatladığı bir kırılma noktasına ulaşıldığını gösteriyor.



