Paralı plajlar yabancı turisti kaçırır mı? Sektör temsilcileri yanıtladı
Paralı plajlar turisti kaçırır mı? Sektör temsilcileri yanıtladı

Türkiye'nin kıyı bölgeleri, turizm gelirlerinin bel kemiğini oluştururken, son dönemde artan ücretli plaj uygulamaları sektörün önde gelen isimlerini endişelendiriyor. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya ve Turizm Akademisyenleri Derneği (TUADER) Başkanı Muharrem Tuna, kıyılara erişimin zorlaştırılmasının hem yerli halkı hem de yabancı turistleri olumsuz etkilediğini, bunun da ülkenin uluslararası rekabet gücüne zarar verdiğini vurguluyor.

Kıyıların Ekonomik Önemi ve Güncel Veriler

TÜİK ve Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılında Türkiye 52 milyonu aşkın yabancı turisti ağırladı. Konaklama tesislerinde gerçekleştirilen 240 milyon gecelmenin yüzde 62'si yabancı ziyaretçilere ait. Bu pastada Antalya, yabancı turist gecelemelerinin yaklaşık yüzde 45'ini, Muğla ise yüzde 16'sını tek başına karşılıyor. Türkiye, bu destinasyonlarla Yunanistan'ın Girit ve Santorini, İspanya'nın Mallorca gibi kültürel mirasa dayalı bölgeleriyle rekabet ediyor.

Ancak sektör temsilcileri, kıyıların ticarileştirilmesinin bu rekabet avantajını zayıflattığı görüşünde. TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, kısa vadeli ticari kazançlar uğruna ülke imajının zedelendiğini belirtiyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Ecrimisil Özel Mülkiyet Ruhsatı Değildir

Bağlıkaya, tesislerin devlete ödedikleri ecrimisili adeta bir "özel mülkiyet ruhsatı" gibi görmesinin yasalara aykırı olduğunu vurguluyor. Bu durumun hem vatandaşların hem de yabancı ziyaretçilerin kanunda belirtilen ücretsiz erişim hakkını engellediğini ifade eden Bağlıkaya, şu değerlendirmede bulundu:

"Biz dünyanın en güzel sahillerine sahibiz diyoruz ama turisti o sahile ulaştırmak için önüne turnikeler, fahiş giriş ücretleri ve çitler koyuyoruz. Dünyada nitelikli turist özgürlük, doğallık ve rahat erişim arar. Kıyıyı bu şekilde izole edip ticarileştirdiğimizde, elimizdeki o büyük potansiyeli ve rekabet avantajını da kendi elimizle zayıflatmış oluyoruz."

Artan Maliyetler Turist Harcamalarını Etkiliyor

Pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve Ortadoğu'daki gerilimlerin yarattığı küresel ekonomik daralma, turist profilini doğrudan etkiledi. Bağlıkaya, artan yaşam maliyetlerinin seyahat alışkanlıklarını değiştirdiğini, turistlerin artık sadece konaklama fiyatlarına değil, destinasyonda karşılaşacakları tüm ek maliyetlere odaklandığını belirtiyor. Plaj girişlerinde talep edilen yüksek ücretlerin Türkiye'nin imajına ciddi zararlar verdiğini vurgulayan Bağlıkaya, olumsuz deneyimlerin sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere anında ulaştığını hatırlatıyor.

"Yıllar içinde büyük emeklerle oluşturduğumuz ülke imajını kısa vadeli ticari kazançlar uğruna zedelemememiz gerekiyor. Turizmde sürdürülebilir başarı, ziyaretçilere yalnızca kaliteli tesisler değil, erişilebilir, özgür ve memnuniyet sağlayan bir destinasyon deneyimi sunabilmekten geçiyor" dedi.

"Havlulular Hareketi"nden Alınması Gereken Ders

Türkiye'nin kıyı planlamasında İspanya, İtalya ve Yunanistan ile hukuki açıdan büyük bir farkı bulunmadığını belirten Bağlıkaya, asıl sorunun fiili uygulamalardaki denetimsizlik olduğunu ifade ediyor. Yunanistan'da işletmelerin kumsallara yasa dışı yayılmasına ve şezlong fiyatlarını fahiş seviyelere çekmesine karşı patlak veren "Havlulular Hareketi"ni anımsatan Bağlıkaya, bu protestoların ardından Yunanistan'da kuralların sıkılaştırıldığını, benzer eylemlerin İtalya ve İspanya'da da görüldüğünü belirtiyor.

Bağlıkaya, şöyle devam ediyor: "Ecrimisil ödemesi yaptığı için plajları tamamen halkın kullanımına kapatma yetkisi olmadığını işletmelere net bir şekilde tebliğ etmek ve sahilleri sadece işletmelerin insafına terk etmemek gerekiyor."

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Halk Plajlarının Sayısı ve Kalitesi Artırılmalı

Kıyılarda ticari faaliyet yürütülürken vatandaşların erişim hakkının korunması gerektiğini ifade eden Bağlıkaya, amacın işletmeler ile vatandaşları karşı karşıya getirmek değil, iki tarafın da hakkını gözeten bir denge kurmak olduğunu söylüyor. Bu dengenin sağlanması için denetim mekanizmalarının etkin uygulanması gerektiğini belirten Bağlıkaya, mevcut halk plajlarının sayısının ve hizmet kalitesinin artırılmasını da çözüm yolu olarak gösteriyor. Bu alanların genişletilmesiyle tesislerdeki yoğunluğun düşeceğini ve fahiş fiyat talep eden özel plaj işletmelerine olan talebin doğal yollarla azalacağını öngörüyor.

Bağlıkaya, sözlerini şöyle noktalıyor: "Unutmamak gerekir ki kıyılar yalnızca vatandaşlarımız için değil, ülkemizi tercih eden milyonlarca yabancı turist için de en önemli cazibe unsurları arasında yer alıyor. Kıyılara rahat erişilebilen, herkesin kendisine yer bulabildiği bir anlayış hem vatandaşlarımızın memnuniyetini artıracak hem de Türkiye'nin turizmdeki güçlü konumuna katkı sağlayacaktır."

Kıyılarda Kamusal Alan ve Turizm Rekabeti

Turizm Akademisyenleri Derneği (TUADER) Başkanı Muharrem Tuna, Türkiye'nin kıyı kullanım modelini uluslararası örneklerle kıyaslayarak kamusal alanın korunmasının destinasyon marka değerindeki kritik rolüne dikkat çekiyor. Türkiye'nin 1980 sonrası teşviklerle deniz-kum-güneş (3S) odaklı kıyı turizminde büyük bir başarı yakaladığını ve 8 bin 300 kilometrelik sahil şeridiyle Akdeniz'in önde gelen destinasyonlarından biri olduğunu belirten Tuna, mevcut modelin hâlen büyük ölçüde konaklama ve plaj faaliyetleri etrafında şekillendiğini ifade ediyor.

İspanya, Fransa, Hırvatistan ve Portekiz gibi ülkelerin kıyıları sadece deniz tatili olarak değil; marina, kruvaziyer, gastronomi, su sporları ve kıyı kent yaşamıyla bütünleşen çok yönlü alanlar olarak değerlendirdiğini anımsatan Tuna, bu yaklaşımın turist başına harcamayı artırdığını ve sezonu uzattığını söylüyor. Türkiye'nin, kıyıların herkesin kullanım hakkını güvence altına alan hukuki düzenlemelere sahip olmasını önemli bir avantaj olarak tanımlayan Tuna, asıl sorunun turizm yatırımlarının varlığı değil; ticari kullanım ile halkın kıyılardan yararlanma hakkı arasında dengeli bir yönetim modelinin oluşturulamaması olduğunu dile getiriyor.

Sosyal Gerilimler Destinasyon İmajını Hızla Zedeler

Kıyılarda ticari işletmeler ile halka açık alanlar arasındaki dengenin uzun vadeli marka değeri için hayati öneme sahip olduğunu belirten Tuna, "Kamusal erişim ile turizm yatırımları birbirinin alternatifi olarak görülmemeli, birbirini destekleyen bir yapı içinde planlanmalıdır" dedi. Yerel halkın kıyılara erişiminin zorlaştığı bölgelerde sosyal gerilimlerin ortaya çıkacağı uyarısında bulunan Tuna, bu durumun sosyal medya ve çevrim içi platformlar aracılığıyla hızla yayılarak destinasyon imajını zedelediğine dikkat çekiyor. Halka açık plajların, parkların ve yürüyüş yollarının hem yerel halkın yaşam kalitesini hem de turist deneyimini zenginleştirdiğini ifade eden Tuna, ticari işletmelerin de ekonomik değer yarattığını, önemli olanın bu iki unsurun birbirini dışlamadan yönetilmesi olduğunu aktarıyor.

Turistler Ne İstiyor?

Muharrem Tuna, turistlerin destinasyon tercihlerine yönelik akademik çalışmalara değinerek, ziyaretçilerin sadece plajın ücretsiz olmasına değil; erişilebilirliğine, temizliğine, güvenliğine ve ödenen ücret ile alınan hizmet arasındaki dengeye önem verdiğini kaydediyor. Doğal plajları ve hukuki altyapısıyla Türkiye'nin rekabet üstünlüğüne sahip olduğunu belirten Tuna, buna karşın yoğun turizm bölgelerinde özel işletmelerin erişimi zorlaştırması, bölgeler arası standart farklılıkları ile otopark, duş ve engelli erişimi gibi altyapı eksikliklerinin ciddi bir dezavantaj yarattığını ifade ediyor. Tuna, Türkiye'nin asıl rekabet sorununun ücretsiz plaj sayısından ziyade, hizmet kalitesi ve yönetim standartlarının ülke genelinde aynı seviyeye çekilmesi olduğunu vurguluyor.

Çözüm Ticari Faaliyetleri Yok Etmek Değil, Şeffaf Kurallarla Yönetmek

Uluslararası iyi uygulama örneklerinden çıkarılması gereken temel dersin "kamusal erişimi azaltmak değil, kamu hakkı ile ekonomiyi dengeli yönetmek" olduğunu söyleyen Tuna, yerel halk ile turizm işletmeleri arasında bir karşıtlık yaratılmaması gerektiğini belirtiyor. Halkın temiz, güvenli ve yeterli altyapıya sahip plajlara kolayca erişmesinin büyük önem taşıdığının altını çizen Tuna, kıyıların ekonomik değer üretme kapasitesinin de göz ardı edilemeyeceğini sözlerine ekliyor. Hedefin ticari faaliyetleri ortadan kaldırmak olmadığını belirten Tuna, kamu yararıyla uyumlu ve şeffaf kurallar bütününe ihtiyaç duyulduğunu dile getiriyor.

Tuna, doğal yapıyı bozan uygulamaların önlenmesi ve hukuki belirliliğin güçlendirilmesi çağrısında bulunarak değerlendirmesini şu sözlerle tamamlıyor: "Ekonomik kazanç ile kamusal kullanım hakkını birlikte gözeten bir kıyı yönetimi modeli, Türkiye'nin hem uluslararası rekabet gücünü hem de destinasyon marka değerini uzun vadede güçlendirecektir."