Terörsüz Türkiye Sürecinde Kürtlerin Geleceği ve Bölgesel Dönüşüm Analizi
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Terörsüz Türkiye sürecindeki son durumu ve Kürtlerin geleceğine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerini kaleme aldı. Uçum, sürecin devlet politikası olarak başladığını ve terörsüz bölge hedefiyle birleşerek önemli bir aşamaya ulaştığını vurguladı.
Terörsüz Türkiye'ye Geçiş Sürecindeki İlerlemeler
Görünür yönüyle 1 Ekim 2024'ten beri devrede olan Terörsüz Türkiye'ye geçiş süreci, geçen 16 aylık zamanda birçok ilerlemeyle hedefe erişmenin eşiğine ulaştı. Bu ilerlemelerin öne çıkanları şu şekilde sıralanabilir:
- TBMM'nin 1 Ekim 2024 yasama yılı açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tarihi konuşması ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin öncü hamleleriyle devlet inisiyatifi devreye girdi.
- 27 Şubat 2025'te PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın tarihi ve genel bağlayıcı çağrısı yayımlandı.
- 12 Mayıs 2025'te terör örgütünün fesih kararı ilan edildi.
- 11 Temmuz 2025'te silah yakma merasimi gerçekleştirildi.
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 12 Temmuz 2025'teki Kardeşlik Manifestosu konuşmasıyla süreç yeni bir aşamaya geçti.
- 5 Ağustos 2025'te TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu.
Devam eden süreçte, komisyonun dinleme faaliyetlerini tamamladıktan sonra geçiş süreci hukuku ve demokrasi raporunu TBMM Başkanlığına sunması bekleniyor. Rapordan sonra kanun teklif taslağının gündeme gelmesi ve pratik olarak geçiş sürecinin iş ve işlemlerinin devreye girmesi öngörülüyor. Cumhur İttifakı'nın bu süreçte ortaya koyduğu güçlü irade ve kararlılık, TBMM çalışmalarında belirleyici bir rol oynamaktadır.
Kürtlerin Geleceğine İlişkin Demagojik Tartışmalar ve Gerçekler
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye geçiş süreci devam ederken, bazı çevrelerce Kürtlerin geleceğine ilişkin karamsarlık yayılmaya çalışılıyor. Özellikle Suriye'deki gelişmeler üzerinden açılan tartışmalar, Kürtlerin duygusal kopuşu iddialarını içeriyor. Ancak bu iddialar somut cevaplar veril(e)mediği için geçerlilikten yoksun kalıyor.
Kürtlerin içindeki etnikçi unsurlar, bölücülüğün dilini liberalizm, ümmetçilik veya bağımsız egemen millet söylemleriyle yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bu yaklaşımlar, Kürt etnik kimliğini istismar ederek ve Kürtleri riske atarak, münfesih terör örgütünün artık unsurlarına dayanan İsrail destekçisi bir uydu devlet veya özerk bölgeler oluşturma arayışı içindedir.
Gerçek duruma bakıldığında, Suriye'de münfesih terör örgütünün artık unsurları, Kürtlerin yerine örgütsel fetişizmi koydu. Suriye Kürtleri için değil, örgüt için egemenlik, yetki ve güç talep ettiler. Bu unsurlar, artık bölgedeki Kürtlerin tamamını veya bir kısmını temsil kabiliyetini yitirme noktasına geldi. Taleplerde, beklentilerde ve gelecek tasavvurunda kitleyle aralarında tam bir yabancılaşma ortaya çıktı.
DEM Temsil Alanlarının Durumu ve Tarihi Fırsat
DEM temsil alanlarının Suriye'deki son gelişmelerle birlikte sapmalar yaşadığı ve yanlışlar yaptığı görüldü. Münfesih terör örgütü ile Kürtleri özdeş gören yaklaşımlar, Suriye'de Kürtlerin tarihi kazanımlarını göz ardı eden tutumlar, DEM'in ciddi yanlışları olarak öne çıktı. Türk bayrağına yönelik saldırıda DEM'in doğrudan veya dolaylı rolünün olduğu izlenimi, parti için hayati önemde bir sorun teşkil ediyor.
Ancak DEM'in kendini yenileme ve Türkiye partisi olma iddiasını pratikte hayata geçirme imkanları, geçmişe göre çok daha fazla arttı. Bugün DEM, bu iddiasını gerçekleştirecek tarihi bir fırsata sahiptir. Bu fırsatı heba etmemek ve Öcalan'ın barış ve demokratik toplum perspektifine uygun politikalar izlemek, parti için doğru bir yol olacaktır.
Kürtlerin Geleceğinde Nesnel ve Gerçek Durum
Kürtlerin geleceğini bağımsız devlet, siyasi özerklik veya yetki devri gibi hayaller üzerine kuran ideolojiler ve siyasi programlar iflas etti ve gerçekçi olmadıkları tescillendi. Öcalan'ın 27 Şubat açıklamasında bu durum tespit ve teyit edildi. Bölgedeki Kürtlerin geleceğine ilişkin büyük bir değişim başladı ve bu değişimin yan etkisi olan günlük sorunlar, daha kolay çözülebilir hale geldi.
Türkiye'nin Kürtleri açısından kimlik esaslı bir gelecek sorunu ve tartışması yoktur. Türkiye'de tarihsel, toplumsal, politik olarak ve kurucu hukuk açısından tek millet ve tek milli devlet vardır: Türk milleti ve üniter Türkiye Cumhuriyeti. Kürtler, Türk milletinin ayrılmaz bir parçası ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve daimi sahibidir.
Türk milletini oluşturan Türkiye halkı, kurucu ve kapsayıcıdır. Türkler, Kürtler, Araplar, Zazalar, Lazlar, Çerkesler, Gürcüler, hepsi Türkiye halkının asli unsurlarıdır. Türk milleti, etnik ulusçuluğa değil, cumhuriyet vatandaşlığına dayanır. Türk vatandaşlığı etnik veya ırki değil, cumhuriyetle kazanılmış ve devletle kurulan hukuki bir bağdır.
Yeni anayasada Türk vatandaşlığının etnik kökene ve dini aidiyete bağlı olmaksızın Türkiye Cumhuriyeti'ne hukuken bağlı olmaktan doğduğu daha vurgulu ifade edilebilir. Kürtçeye siyasette, sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde ve öğretimde sağlanan özgürlükler anayasal güvenceye bağlanabilir. Kürtçenin özgürlüğünü güçlendirmek ve kalıcılaştırmak, Kürtlerin geleceğinin güvencesidir.
Bölgedeki ve Diğer Ülkelerdeki Kürtler
Bölgede Kürtlerin yaşadığı diğer ülkeler açısından nesnel koşullara uygun değerlendirmeler yapılması gerekmektedir:
- Suriye açısından Kürtler geleceklerini kazandılar, devletleriyle bütünleşme yoluna girdiler. Suriye'nin birliği ve bütünlüğüne yönelik süreçte büyük ölçüde ilerlemeler sağlandı.
- Irak açısından Kürtler, bölgesel yönetimin merkezle uyumunu sağlaması ve Irak'ın birliğinin ayrılmaz parçası olmasıyla geleceklerini tam güvence altına alabilir.
- İran açısından Kürtler, İran'ın birliğine sahip çıkarak ve siyonist ve emperyalist saldırganlığa karşı mücadelede yer alarak geleceklerini kazanma yoluna girebilirler.
Özetle, bölgedeki tüm Kürtler açısından geleceklerini güvence altına alacak imkanlar, ilk kez bu kadar güçlü hale gelmiştir. Türkiye, bölgedeki tüm Kürtlerin en büyük garantörü ve en güçlü destekçisidir. Türkiye'nin geleceği, bölgedeki Kürtlerin geleceğiyle iç içedir ve bu realite asla değişmeyecektir.