Bir savunma sanayii şirketinde yönetici olan Kahraman Gündüz’ü ziyarete gittik. Az önce bir sunum hazırlığını tamamlamıştı. Elindeki dosyadan bir sayfa çıkarıp masaya bıraktı: “Gücün Evrimi” başlıklı bir sayfa. İstemeden de olsa içeriğini gördük; birkaç çizim, fotoğraf ve kısa notlar vardı. Bakmamızda bir sakınca yoktu.
Gücün Evrimi: Taş Devri’nden Yapay Zekâ Çağına
Sayfanın en başında, “Taş Devri”ndeki Fred ve Barni gibi giyinmiş iki kişi vardı. Birinin elinde mızrak, ucunda yontulmuş sivri bir taş; diğerinin elinde ise bir ucu ince, bir ucu kalın uzunca bir taş – gürzün atası. Altında “MÖ 20.000’li yıllar” yazıyor ve bu dönem “Fiziksel güç çağı” olarak tanımlanmıştı.
Yan tarafta ise iki kişi daha görünüyordu: birinde kılıç, diğerinde ok ve yay. Bu görsel, milat civarını anlatıyor ve “Silah gücü çağı” olarak adlandırılıyordu.
Sonrasında “Teknolojik güç çağı” geliyordu. Uzun menzilli otomatik tüfekler, iri tekerlekli toplar, tanklar ve uçaklar vardı. Bu dönem MS 1.000 ve sonrasını kapsıyordu.
2000’li yıllara gelindiğinde görüntü tamamen değişiyordu: Bir dizüstü bilgisayar, ekranından çıkan bir el avucunda dünyayı tutuyordu. Bu, “Bilgi gücü çağı” olarak tanımlanmıştı.
Yapay Zekâ Çağı ve Veri Gücü
Çağın değişmesi için bin yıl geçmesi beklenmedi; sadece 25 yıl sonra “Yapay zekâ çağı” geldi. Ekranda bir yazılım sayfası ve beyin görüntüsü vardı; üstünde “Ai” yazıyordu – “Artificial Intelligence”ın kısaltması. “Ey ay” diye telaffuz ediliyordu. Öyle söylemeselerdi, “ai, ai” diye anıran uzun kulaklılarda hikmet arayacaktık. Bu esprili yaklaşımı bir kenara bırakıp sayfanın altındaki kısa notlara geçelim.
Notlarda şunlar yazıyordu: “Geçmişte güç fiziksel ya da silah gücü ile değerlendirilirken, günümüzde gücün temel parametresi veri olmuştur. Daha sağlam, daha büyük veriye sahip olmak günümüzde güçlü olmakla eşdeğerdir. Veri = Güç.”
Devamında ise şu ifadeler yer alıyordu: “Ülkeler, kurumlar, kurumsal şirketler, bankalar gibi yapılar ellerindeki veriyi kaybetmektense çok büyük paralar kaybetmeyi göze alabilirler. Tersini söyleyecek olursak – ki bu da doğrudur – ilgili bu yapılar kıymetli verileri elde etmek için çok büyük paraları gözden çıkarabilirler.”
Veri Hırsızlığı ve Adalet Arayışı
Bu notlar, bazı önemli merkezlerdeki verilerin bilinmedik (!) yerlere transferi için büyük riskleri göze alanları akla getirdi. Karanlık odalara çökenler, üstüne toz kondurmayanlar, suçunu örtbas etmek için taklalar atanlar, şımarıklık içinde sırıtanlar, inkâr edenler, hafifseyenler, “Sen bilmiyorsun, öteki de beriki de bilmiyor” diye gevşeyenler…
Dosyanın diğer sayfalarında bu konulara değinilmiş olabilir. Biz sadece bir sayfasını gördük ve iyi bir özet olduğunu anladık. “E biz bunları zaten biliyoruz” derseniz, ancak takdir ederiz. Verileri çalanlar, hüplettiklerini götürüp patronlarına teslim ettiğinde “Veri veri gud” diye takdir görmüşler midir, bunu da bilirsiniz muhtemelen.
Sonuna kadar gidilmesi arzulanan davaların ve iz sürmelerin bazen bir yerde tıkandığına evvelce şahit olduk. Fakat son zamanda vaziyet değişiyor. “Kime ve nereye dayanırsa dayansın” sözü havada kalmıyor. Yeniden açılan dosyalar sebebiyle umutlanıyoruz. O dosyalardan neler ve kimler çıkacak, bakalım.



